“Her gün nereden geldiğimi düşünüyorum ve hâlen kendi kimliğimden gurur duyuyorum: ilk önce La Castellane’den bir kabilim, sonra Marsilya’dan bir Cezayirli ve son olarak bir Fransızım.”
Zinédine Zidane

Bu yazıyı kaleme almak üzere, çocukluk kahramanım hakkında daha fazla bilgi toplamak amacıyla araştırma yapmaya başladığım ilk anda, Zidane’nın, Dünya Kupası finalinde Marco Materazzi’ye kafa atarak futbolu bırakmasının üzerinden 11 yıl geçtiğini fark ettim ve o an anladım ki Zizou hakkında kaleme aldığım ya da alacağım herhangi bir konu gibi bu yazı da epey kişisel olacak. Nitekim, Zidane hakkında yazacağım herhangi bir yazının, çocukluk anılarımı, Juventus formasıyla oynadığım mahalle maçlarını anımsatmama ihtimali bulunmuyor.

Anne ve babası Cezayirli olan Zinédine Zidane, Fransa’nın Marsilya kentinde dünyaya gelir. Profesyonel futbolculuk kariyerine yine Fransa’nın Cannes takımında başlayan Zizou’nun burada dikkatleri üzerine çekmesi ise çok uzun süre almaz. Önce Bordeoux’ya ardından ise İtalya’nın en köklü kulüplerinden Juventus’a transfer olan Cezayir asıllı Fransız oyuncu, futbol tarihine adını altın harflerle yazdıracağının ipuçlarını kendisine çok yakışan siyah beyaz forma altında vermeye başlar. Kısa süre içerisinde dünyanın en iyi futbolcuları arasında anılmaya başlayınca, dünyanın en iyilerinin toplandığı Los Galactico lakaplı Real Madrid’e transfer olması kaçınılmazdır.

23 Mart 2015 günü saat 23.00’te (TSİ) Los Galacticos, Santiago Bernabéu Stadyumu’nda Roberto Carlos, David Beckham, Raul, Ronaldo, Owen ve Zidane’ın da yer aldığı şaşalı bir kadro ile Villareal karşısına çıkar. Bu maçı, diğer maçlardan ayıran özellik ise Douglas Gordon ve Philippe Parreno’nun hazırlayacağı belgesel için 17 adet kameranın Zizou’yu takip edecek olmasıdır. Herhangi bir futbolsever için dahi zorlayıcı bir deneyim olarak tasvir edebileceğimiz bu belgesel için, deneysel kelimesini kullanmak yerinde olacaktır. 90 dakika boyunca Zizou’nun attığı her adımı, aldığı nefesi, takıntılarını belki de totem için yaptığı hareketleri anbean takip ettiğimiz bu deneysel çalışma, hedeflediği etkiyi yaratmayı başaramıyor ancak Zidane’ın son dakikada La Liga kariyerindeki ilk ve tek direkt kırmızı kartı yemesi sebebiyle kıymetleniyor; belki de Zidane’ın kariyerinin sonlarına doğru daha agresif bir yapıya büründüğünün ve Dünya Kupası finalinde Materazzi’ye atacağı kafanın sinyallerini vermiş oluyor.

Gerek izlediğimiz spor müsabakalarında gerekse konsol oyunlarında duyduğumuz spikerlerin sesleri zihnimize kazınır. Birçoğumuz çocukluğumuzda futbol topunu sürerken, zamanın ünlü spikerlerinin adımızı söylediğini düşleriz. Söylenenler değişir, ancak o spikerin sesi asla değişmez. Zizou da, bu belgeselde bundan bahsediyor; çocukluğunda topu sürdüğü her an kulaklarında Fransız yorumcu Pierre Cangioni’nin sesini duyduğunu ve kendisinden nasıl etkilendiğini anlatıyor. İşte bu bölüm, belgesel süresince Zidane ile empati kurmayı başarabildiğimiz ender anlardan oluyor.

Zidane’ı tanımayan seyirciler için bir şey ifade etmiyor belki Zidane, un portrait du 21e siècle ama spor tarihine damga vuran futbolcuyu çıplak gözle izleyememiş futbolseverler veya hâlihazırda oyuncunun hayranı olanlar için Zizou ile başbaşa bir 90 dakika vadediyor; eh bir insan daha ne ister!

Utku Ögetürk

 

Paylaş!