Recep İvedik tiplemesinin ortaya çıkışı 2005 yılının bahar aylarına dayanıyor. Şahan Gökbakar’ın komedi programı Dikkat Şahan Çıkabilir’de ortaya çıkan bu tipleme, aradan geçen 12 yıllık süre zarfında Türkiye popüler kültürünün en önemli figürlerinden biri hâline geldi. Televizyonda kazandığı popülaritenin ateşlemesiyle sinemaya geçiş yapan Recep İvedik’in an itibariyle beş adet sinema filmi var ve bunların dördü Türkiye’de en çok gişe yapmış yedi film arasında[1]. Bu gişe başarısı tabii ki, Recep İvedik filmlerinin benzerlerini de beraberinde getirdi. Bu furyanın son temsilcisi ve belki de İvedik’den sonra en çok popülerlik kazananı Halil Söyletmez isimli bir Vine fenomeninin canlandırdığı Cumali Ceber.

Cumali Ceber ya da tiplemenin merkezinde olduğu filmin tam adını söylemek gerekirse Cumali Ceber: Allah Seni Alsın’ın “yükseliş”ini Recep İvedik’ten bağımsız düşünmek pek olası görünmüyor. Zira Cumali Ceber, Recep İvedik’in hem fiziksel hem de davranışsal anlamda bir türevi. Bu noktada dönüp Recep İvedik’in ortaya çıkışından bu yana yaşadığı dönüşümü ele akmak gerekli. 12 yıl önce ortaya çıktığı skeçte, marketten alışveriş yapmak için camından aşağı sepet sarkıtan üst komşusundan kendisi için bira almasını isteyen, fakat bu talebi reddedilince sepete asılmak suretiyle komşunun camdan düşüp hastanelik olmasına sebep olan ve bu duruma üzülen bir Recep İvedik görüyorduk. Kaba ama hareketlerinin sorumluğunu en azından duygusal anlamda taşıyan bir tiplemeydi karşımızdaki. Recep İvedik, ilk sinema macerasıyla birlikte dönüşmeye başladı. Tiplemenin hasbelkader gittiği lüks tatil köyüne uyum sağlayamamasından doğan komik durumlara ve bu durumları, şartları kendi kültür ve bilgi seviyesine göre yeniden düzenlemesine dayanıyordu ilk Recep İvedik filmi. Lakin seri devam ettikçe, artan kıllanma miktarına ek olarak, içinde bulunduğu durumları dönüştürme seviyesinin üstüne çıkıp, kendisini gibi olmayanlara ve genellikle kültür ve eğitim düzeyi anlamında kendinden daha yüksek seviyede bulunan bireylere ya da topluluklara had bildirme raddesine geldiğini görebiliyoruz söz konusu tiplemenin. Bu had bildirme mevhumunun özellikle serinin son filmi Recep İvedik 5’te (2017) bir “mahalle delikanlısı” olan Recep İvedik’in olimpiyatlara katılarak başka ülkelerden profesyonel sporcularını dize getirme seviyesine yükselmesi ve bunun mevcut iktidarın dış politikada kullandığı dille taşıdığı paralellik başka bir yazının konusu. Fakat Recep İvedik ve türevi Cumali Ceber gibi tiplemelerin toplumda karşılığını bulması durumu, Türkiye toplumunun sistematik bir şekilde tabi tutulduğu dönüştürme işlemiyle birlikte değerlendirilmeli diye düşünüyorum.

Recep İvedik ve Cumali Ceber gibi tiplemelerin temsil ettikleri “mizah” anlayışı, iktidara geliş ve sonrasında, elde ettiği iktidarı güçlendirme sürecinde tekrar tekrar ürettiği mağduriyet kavramına sarılan bir yönetim ülkede hüküm sürerken palazlandı. Bu anlayış yıllarca sahip olamadıklarını iddia ettikleri ya da gerçekten sahip olamadıkları hakları eline geçirdiğinde, kendisi gibi olmayanı, kendiyle aynı değerleri paylaşmayanı ya da gelinen nokta itibariyle kendi doğrularıyla çelişen herkesi ve her şeyi potansiyel bir düşman, dolayısıyla da alt edilmesi gereken bir engel olarak gören bir hâl aldı. Bu tür bir anlayışa sahip mevcut iktidar bizzat kurmaylarının dile getirdiği üzere toplumun eğitim seviyesi yüksek kısımlarından beklediği desteği alamıyor ya da başka bir deyişle eğitim seviyesi yükseldikçe yönetimi elinde bulunduran hükümete destek azalıyor[2]. Bu tespitin sonucu olarak cehaleti övmenin, hatta yüceltmenin iktidarın sıklıkla başvurduğu bir yöntem olduğu söylenebilir pek tabii ki. Örneğin “Türkiye’nin en tehlikeli kesimi okumuş kesim” diyen bir rektör yardımcısı YÖK Denetleme Kurulu üyeliğine getirilebiliyor[3]. İktidarla aynı dili konuşmayan akademisyenler tutuklanıyor, muhalif gazeteciler bir tür cadı avına maruz bırakılıyor, kültür merkezleri, sinema salonları hukuksuzca işlevsiz hâle getiriliyor, sanat eserleri “ucube” ilan ediliyor. Toparlayacak olursak Türkiye toplumu son derece organize bir cahilleştirme ve kültürsüzleştirme planıyla karşı karşıya. Bu sosyopolitik atmosferin sinemaya yansıması da Cumali Ceber gibi gerçek ucubelerin yükselişi şeklinde ortaya çıkıyor.

Cumali Ceber: Allah Seni Alsın filminin üç dakikalık fragmanında bahsettiğim paralelliğin birçok tezahürünü görmek mümkün. Bulunduğu otel odasının balkonuna sıçarken kendisini uyaran yabancı turisti ağzına sıçmakla tehdit eden başkarakterin, işini yapan arkeologları aşağılar tonda “Mermerci misiniz nesiniz?” dediğine ve kazı alanından bir kolona adını kazıdığına şahit oluyoruz. Benzer şekilde, makamını işgal ettiği bir akademisyene ne yapması gerektiğini söyleme cüretini kendinde gören bir zihniyet bu. Cehaletin doğrudan övüldüğü, bilgili ve kültürlü olmanın tehlikeyle eş değer görüldüğü bir zaman diliminde böyle bir tiplemenin kahramanlaştırıldığı, diğer karakterleri durmadan tokatladığı bir filmin elde ettiği ticari başarı da tesadüfî görülmüyor ne yazık ki.

Recep İvedik’in açtığı yoldan ilerleyen ilk film Cumali Ceber: Allah Seni Alsın değil tabii ki ama yapımcılar hedeflediği ticari başarıya ulaşmış görünüyor. Film, ilk üç gün içerisinde 128.564 kişi tarafından izlenerek yaz ayları içerisinde gösterime giren yerli filmler arasında en iyi açılışı yaptı[4]. Cumali Ceber’in bu performansı birbirine bağlı iki unsur üzerinden değerlendirilebilir. Birincisi, yukarıda genel çerçevesini çizmeye çalıştığım cehalet ve kabalık mizahının sınırlarını zorlaması. Komedinin bir şekilde, sıçmak, osurmak ya da cehaletin yüceltilmesi arasına sıkıştırıldığı bir film izleme pratiğinde, bu tip unsurların pervasızca kullanıldığı bir filmin ilgi görmesi olası, fakat yine de Cumali Ceber’in ulaştığı popülariteyi açıklamak için yeterli değil. Filmin “üstün” performansında etkili olduğu söylenebilecek ikinci unsur ise sosyal medya. Sosyal medyada fragmanı yayınlandığı günden bu yana bir Cumali Ceber furyası hâkim. Birçok kullanıcı filmin kalitesizliğinden dem vurup, Türkiye Sinemasının, özellikle komedi türünde, içinde bulunduğu durumdan şikâyet ediyor; haklılar da. Lakin burada atlanmaması gereken bir nokta var: Cumali Ceber: Allah Seni Alsın gibi bir yapımı sinema normlarıyla değerlendirip, onun ne kadar düşük seviyede bir iş olduğunu söylemenin işlevsizliği. Ne filmin yapımcılarının ne de tiplemenin yaratıcısı Halil Söyletmez’in iyi bir sinema eseri ortaya koymak gibi bir iddiası ve bu yönde bir beyanatları yok. Sürekli filmin seyirci sayısından, elde ettiği gişeden ve aldıkları destek mesajlarından bahsediyorlar. Yani ortada niteliğe değil, niceliğe yönelik bir vurgu var sadece. Hâl böyleyken, “Böyle komedi filmi mi olur?”, “Çok kalitesiz bir iş” minvalinde eleştiriler tamamen işlevsiz olmanın yanında, filmin popülaritesini arttıran bir etki yapıyor. Çünkü bu filmin alıcısı konumundaki kişilerin sanatsal hiçbir kaygısı olmayan, hatta aynı filmin merkezindeki tipleme gibi cehaletiyle barışık olmanın ötesinde bundan gurur duyan, sinemayı sinemasal değerlerle yorumlamaya gayret edenleri “entel” diyerek aşağıladığını sanan bir güruh genellikle. Dolayısıyla bu filme, özellikle sosyal medyada yapılan ve sinemasal değerlerle sınırlanmış her eleştiri Cumali Ceber’in ve filmin kendince başarı olarak belirlediği amaca ulaşmasını sağlıyor. Zaten bir sosyal medya fenomeni olarak hayatımıza girmiş Halil Söyletmez, bu oyunun kurallarını çok iyi bilip, şartları kendi amacı doğrultusunda kullanmayı beceriyor. Bunun görmek için, altına gelecek onlarca olumsuz yorumu bile bile attığı tweetlere bakmak bile yeterli. Söylemez’in attığı tweet’in altına gelen eleştirilerin haber sitelerinde birer haber olarak yer alması bile Cumali Ceber’in bir marka olarak daha çok duyulmasına hizmet ediyor. Dönüp baktığımızda, hiçbir Recep İvedik filmi sanat çevrelerinde olumlu bir eleştiri almazken (Onur Ünlü’yü dışarıda bırakabiliriz değil mi?) serinin her yeni yapımında -bir istisna hariç- gişesini arttırdığını görüyor olmamız dahi bunu doğrular nitelikte. Biz Cumali Ceber’in iğrençliğinden, cinsiyetçiliğinden, avamlığından şikâyet etmeye devam ederken, Halil Söyletmez bir devam filmi ihtimalinden bahsetmeye başladı bile. Çünkü sosyal medya çağında reklamın iyisi kötüsü yok. Hele ne kadar kötü olduğunun farkında olan ticari bir metanın kötü olduğunu tekrar tekrar söylemek, şanının yürümesinden başka hiçbir şeye yardımcı olmuyor.

Bu noktada yapılması gereken, Cumali Ceber tarzı filmlerin neden kötü, nasıl berbat işler olduğunu sayısız kez tekrar etmek yerine, bu filmlerin alıcılarının ortaya çıkmasını bilinçli bir şekilde sağlayan mekanizmaya karşı durmak. Bu yapımları filmlerin üreticilerinin dahi savunmadıkları bir noktadan, hariçten gazel okumaya benzer şekilde yermek yerine, sırtını cehalete, kültürsüzlüğe dayamış bir mizah anlayışının böylesine palazlanmasına ortam hazırlamış olan sistemle yüzleşmek daha doğru bir hamle olabilir. Bireyleri bilgiden, bilimden, sanattan soyutlayarak kendi amaçlarına hizmet edecek hâle getirmeyi başarmaya başlamış “Yeni Türkiye”nin bizden aldığı şey sadece kaliteli komedi filmleri olmayacak zira.

 

Notlar:

[1] www.boxofficeturkiye.com’daki verilen esas alınmıştır.
[2] https://www.youtube.com/watch?v=0UadGDmDljM
[3]http://ilerihaber.org/icerik/turkiyenin-en-tehlikeli-kesimi-okumus-kesim-diyen-profesor-yok-denetleme-kurulu-uyeligine-atandi-64728.html
[4] https://boxofficeturkiye.com/haber/box-office-turkiye-cumali-ceber-den-yaz-aylari-yerli-film-rekoru–746

 

 

 

 

 

 

Paylaş!