Sinemada simasına sıkça aşina olduğumuz, oyunculuğuyla bugüne kadar birçok defa takdir toplamış olan Paul Dano, bu sene ilk yönetmenlik denemesiyle seyircilerle buluştu. 2018’in başlarında ilk olarak Cannes Film Festivali’nin Uluslararası Eleştirmenler Haftası’nda gösterilen Wildlife (Yangın Yeri), aldığı olumlu tepkilerin ardından Amerikan bağımsızları arasında kendine hatırı sayılır bir yer edinmeye aday gözüküyordu. Ülkemizde de yeni yılla birlikte vizyona giren Wildlife’ın aldığı olumlu tepkilerin altını doldurabilen bir yapım olduğunu söylemek mümkün.

Amerikan aile yapısını odağına taşıyan Wildlife, dünden bugüne üzerine üretilen söylemlerin tükenmeyeceği bir kanalı seçiyor. Amerikan taşrası, çekirdek aile yapısı, iletişim ve düzen üzerine kurulu hikâye ilk başta daha önce bol bol örneğini gördüğümüz dramalardaki çatışmayı yaratmıyor değil. Klasikler arasındaki Mildred Pierce’den (1945) The Last Picture Show’a (Son Gösteri, 1971), yeni dönemin başarılı örneklerinden Revolutionary Road’dan (Hayallerin Peşinde, 2008) Boyhood’a (Çocukluk, 2014) ilişkilerdeki iletişim çıkmazlarının yanında zaman zaman da büyüme hikâyesini bünyesinde barındırarak çatışmasını güçlendiren yapımları izleme şansına erişmiştik. Wildlife da bu geleneğin peşinden giderek bu tabloda kendine yeni bir bakış yaratma derdinde esasen. Paul Dano’nun geçmişle, şimdiki zamanla ve en önemlisi eylemsizlikle ilgili bir anlatı yaratma amacı güttüğünü filmin başından itibaren seziyoruz. Brinson ailesinin iş değişikliğiyle ilgili bir durumdan ötürü Montana’ya taşınmalarının ardından gelişenleri usulca ve derinlemesine bir yöntem izleyerek anlatan film, içinde bulunulan anda sabitlenip bu anın yarattığı hislerin kökenine inmeye odaklanıyor. İlk yönetmenlik olarak bakıldığında esasen oldukça cesur bir yöntemin izini sürüyor Dano. Çünkü değişen ve hâlihazırda bireylerin kendi içlerinde sorgulanan duygu durumlarını göstermeye yönelik kurduğu bu yapı, güçlü mizansen kurulumlarını ve yetkin bir oyuncu yönetimini de beraberinde getiriyor. Paul Dano’nun tüm bunlardan sınıfı geçtiğini söylemek mümkün. Hikâyenin gelişimi ise bize yukarıda bahsi geçen örneklerinden ayrılan bir düşünme kanalı açıyor. Toplumsal düzenin bireyler özelinde yarattığı yangının ilk olarak nerede başladığını, aile kavramının gerekliliğine dair hangi noktalara temas etmemiz gerektiğini, toplumu aynalayan bir çekirdek aileden teker teker bireyler özelinde yorumlarda bulunarak büyük tablonun parçalarına odaklanıyor. Bütününü bildiğimiz bir resmin ayrıntılarına, o ayrıntılardan da kavramların kökenine inmemizi işaret eden bir anlatı yapısı var Wildlife’ın. İşinden kovulduktan sonra büyük bir boşluğa düşen ve bu boşluğu tanımlayabilmek adına bir süreliğine eylemsizliği seçen Jerry’nin geliştirdiği tutum karşısında, eşi Jeanette ile ilişkilerinin çıkmaza girmesi, Jerry’nin sonrasında bu işsizlik ve eylemsizlik çıkmazını kırmak adına şehre yaklaşan yangını önlemek için görevlendirilecek itfaiye birliğine katılmasıyla git gide perçinleniyor. Bir nevi evi terketme etkisi yaratan bu durum Jeannette ve çiftin oğulları Joe için de yeni bir dönemin habercisi oluyor. Başlarda eylemsizliği seçmiş düzene ve bireylerin çıkarlarına tepkisini kendi benliğini korumak adına karşı tepki göstermeyerek cephe almış Jerry’nin ani bir kararla bunu bozması -tehlikeyi seçerek- benliğin temelinde çözülmesi gereken manevi bir yangının olduğuna işaret ediyor. Zaten bu yolculuğun ardından kararları ve devinimi hayatının merkezine almış Jeanette’in kendi sorgulamasıyla başbaşa kalıyoruz uzun bir süre. İkilinin evlendikleri zamanı az çok tahmin edebildiğimiz bu genç çiftin hayata erken atılmak zorunda kalmış ve hayatı kaybetmiş iki kayıp birey olduklarını da bu süreçte fark ediyoruz. Orman yangınıyla paralel ilerleyen ve küllendi sanılıp yeniden alevlenen bu kişisel yangın, yok edilmiş ve içindeki can parçalarını da yok etmiş bir sürecin izini sürüyor. Toplum yapısıyla, kurallarla, normlarla, değişmeyen öğretilerle yüceltilen aile kavramının yaktıkları Jeannette’in zihninde yeniden hayat buluyor. Jerry’nin gidişi bu andan geçmişe giden bir hatırlama kanalı açıyor aslında bu ailenin hayatında. Bir anlamda da bu aileyi “Amerikan Rüyası”ndan uyandırıyor. Anlatının işaret ettiği noktaları desteklercesine Joe’nun ailesine destek için bir fotoğrafçının yanında işe girmesi, dondurulan mutlu karelerin dünü ve bugününe ait ipuçları veriyor bizlere. Mutlu olmak istedikleri anları bir fotoğraf karesinde dondurmayı seçenler, geçmişin yangınını hatırlamaktan imtina edenlerle buluşuyor bu noktada. Öğretilenlerin huzurlu bir fotoğraf karesindeymiş gibi geleceğe taşınmasını isteyen bir geleneğin izleri var Wildlife’ın gösterdiklerinde.

Adını hiç sevmediğini söyleyen Jeannette’in aslında bir anlamda adaş olduğu Jeanne d’Arc’ın mücadelesine benzer bir mücadele verdiğini, gelenek sarmalıyla tek başına savaştığını görüyoruz film boyunca. Adına karşı geliştirdiği bu sevgisizlik belki de bu savaşı tek başına yürütmenin getirdiği bir yorgunluğun izlerini bize gösteriyor. Jean eskilerde bıraktığı Jeannette’le tekrar tanışınca bu yorgunluğu üzerinden atıp cesurca ve kararlılıkla ilerleme yolunu seçiyor. Bu noktada filmin hangi tarafta durduğu ya da taraf olmak isteyip istemediğiyle ilgili bir çekince var. Paul Dano, bizlere bu gelenek sarmalını gösterirken oldukça ustalıklı mizansenler sunsa da filmin gelişim bölümünde birkaç defa Jeannette’i yalnız bırakıyor. Geleneksel yapının sorgulamasını yapan ama bu sorgulamayı yaparken Jeannette’e de ara ara yargılayıcı bakışlar atan bir anlatı görülüyor Paul Dano’nun kamerasında. Bu yargılama keskin sınırlarla çevrelenme hatasına düşmeden, filmin son bölümüne girildiğinde yine Jeannette’in topluma ve geleneğe karşı benliğini bulma adına yürüttüğü mücadeleyi yansıtma kararıyla nihayete eriyor. Joe’nun tüm film boyunca bir izleyici olarak bugünün geçmişle hesaplaşmasının şahidi konumunda bulunması, onun izleyen ve kayıt tutan rolünün de altını çiziyor. Fakat anları kaydeden ve o anların bireyler üzerindeki etkisini göstermeyi amaç edindiği kişiliği, zaman zaman yine annesinin karşısında yer alabiliyor (bu sahneler de yukarıda bahsi geçen Jeannette’i yalnız bırakan anlatı ekseninde gelişiyor). Zaten Joe’nun final tercihi de geçmişte yanan benlikleri orada bırakıp anı “mutlu” kaydetmek üzerine oluyor. Bu tercihin anlattıkları haklıyı, haksızı ya da mutlulukla mutsuzluğu bulup çıkarmakla ilgili değil. Dünden bugüne devam eden düzenin yapısını sorgulamadan o mutlu tablonun var olamayacağı gerçeğini hatırlamakla ilgili. Çünkü en sonda gördüğümüz aile tablosu, zamanında toplumun dayattıklarıyla birleşmiş aile yapısının bir özeti.

Böylelikle Paul Dano toplum ve aile kavramıyla ilgili bu güçlü hikâyeyi, -kimi sorunlarına rağmen- sade ve etkili anlatısıyla taçlandırarak, yönetmenlik geleceğiyle ilgili bizleri daha da heyecanlandırmayı başarıyor Wildlife’da.

Paylaş!