Bir kişi koca bir coğrafyayı bir kitap yazarak, bir film çekerek, bir beste yaparak, bir tablo ile veya önünüze serebilir. Böyle bir şey ancak sanatla mümkün olabilir. Konumuz sanatın gücü veya evrenselliği değil elbet. Özellikle bir coğrafyaya ait ise çok güzel bir kitap okuduğumda veya çok güzel bir film izlediğimde düşündüğüm bir şeydir bu. Tek başına koca bir coğrafyayı sırtlıyor olmanın görkemi, güzelliği sadece sanatla mümkün. Sanatı çıkartıp, o coğrafyayı diğer yöntemlerle (Politika, diplomasi vb…) sırtlamaya çalışan her yöntem hezimetle noktalanıyor.

Asghar Farhadi

Yukarıdaki paragrafa istinaden; kim bu kişiler, sorusuna karşılık ilk ismini vereceğim kişidir Farhadi. Filmleriyle ilk tanıştığım günlerden itibaren beni çok etkiledi. 2011 yılında Bir Ayrılık filmi ile tanıştığım yönetmen ile birlikte o coğrafyanın tüm yönetmenlerine (Abbas Kiyarüstemi, Cafer Panahi, Mecid Mecidi, Bahman Ghobadi, Mohsen Makhmalbaf)  merak saldım ve tanıştım.  Çünkü film bir ayrılık hikayesinden çok daha fazlasını temsil ediyordu; Farhadi’ye uluslararası arenada birçok ödül kazandırırken bu filmden sonra gelen Le passé (Geçmiş, 2013) -Ki Fransa yapımı olması ve dil olarak Fransızca kullanılmasına rağmen- ve Forushande (Satıcı, 2016) da çok iyi  Farhadi filmleri arasına girdi. Filmlere konu edilen araçlardan (Kaçırılma, kaybolma, mutsuz olma, ayrılma kararı alma) ziyade; karakterlerin huzursuzluk veren bir mesele ile karşı karşıya kaldıklarında psikolojilerinin nasıl işlediği, nasıl dağıldıkları, ne tepki verdikleri , çözüme gitme yollarının her karaktere göre nasıl farklı bir boyutta yaşandığı gerçeği ve tüm bunlara istinaden karakterler arası çıkan çatışmalar Farhadi sinemasının temel yapı taşı oldu. 2009 yapımı Darbareye Elly (Elly Hakkında,2009) filmini de en iyi Farhadi filmi olarak zamanda bir kırılma yapıp buraya yazmak isterim.

Yanı başımızda olmasına rağmen (hatta Türkiye’nin de bir Ortadoğu ülkesi olduğunu düşünürsek) bir yönetmen sayesinde kültürü eşsiz koskoca bir coğrafyayla geç kalmış bir tanışıklık yaşamış; Irak, Suriye, Afgan sinemasını da merak eder olmuştum. Henüz 47 yaşındaki Asghar Farhadi yapmıştı bunu. Abbas Kiyarüstemi’den Bahman Ghobadi’ye uzanan, baskıların ve zor şartların coğrafyasından çıkan hikâyeleri alıp biçim, içerik, dil ve anlatı olarak bambaşka yerlere taşıyan Farhadi Yabancı Dilde En iyi Film Oscar’ını Codayi-i Nadir ez Simin (Bir Ayrılık, 2010) ve Forushande filmleriyle iki kere; Cannes Film Festivali’nden ise Satıcı filmi ile En İyi Senaryo ödülünü alarak uluslararası film arenasına sağlam temeller attı.

Herkes Biliyor

Devrim sonrası İran sineması her yıl çekilen yeni filmlerle yukarı doğru bir ivme kazandı. Bu kırılmanın en güzel etkilerini Asghar Farhadi’de gördük hiç şüphesiz ve 71. Cannes Film Festivali açılış filmi olan Todos lo saben (Herkes Biliyor, 2018) filmine kadar geldik. Duyurulduğu günden itibaren büyük bir merakla beklediğimiz, fragmanları merak uyandıran Todos lo saben, Farhadi’nin Le passé filminden sonra İran dışında İspanya’da, İspanyolca olarak çektiği ikinci filmi. Farhadi için önemli bir kilometre taşı olan Todos lo saben’in diğer önemli özelliği Penélope Cruz & Javier Bardem ikilisinin varlığı.

Aile yapısı, aile dinamikleri, kan bağı üzerine kurulan film yeni bir ailenin kurulacak olmasıyla başlıyor. Laura (Penélope Cruz) ve ailesi Buenos Aires’te yaşamaktadır ve kız kardeşinin düğünü için çocuklarını da alıp baba ocağı olan İspanya’ya gelir. Filmin ilk 30 dakikası aile fertlerini tanıma, düğün hazırlıkları ve düğünle   geçer. O kadar canlı, neşeli, bol diyaloglu, rengarenk bir ortam vardır ki; acaba bir Almadovar filmi mi izliyoruz sorusu belirir kafamızda ister istemez. Özellikle Paco (Javier Bardem) karakteri gereksiz mimikler, abartılı jestlerle ailenin dinamiği olacağı hissini vermektedir fakat ondan irrite olmamızı engelleyemeyerek maalesef.

Farhadi sinemasından alışık olduğumuz gerginlik, bir şeyler olacakmış hissi filmin henüz en başındayken içinde kuşların uçuştuğu ve dışarı çıkamadıkları kilisenin çok eski çan kulesinde verilmeye çalışılır, o kadar. Sonraki 30 dakikada Farhadi sinemasında alışık olmadığımız şekliyle ilerleyen pür neşe bir curcunaya şahitlik ederiz. Filmdeki kırılmayı iyi vermek adına seyredenin de bu neşeden pay almasını isteyen Farhadi’nin bilinçli tercihiyle yaratılan bu curcunanın seyirciyi yorduğunu söylesek yönetmenimiz buna ne derdi acaba?

Hemen hemen her ana konuyu çocuklar üzerinden (Devrim sonrası yeni dalga İran sinemasının da bir özelliği olarak) anlatan Farhadi, Laura’nın kızı İrene’yi devreye sokar. İlk başta fidye sebebiyle kaçırıldığını düşündüğümüz İrene’nin kaçırılma sebebinin arkasında farklı şeylerin yattığı gerçeğiyle yüz yüze geliriz. Böylece aile üzerine kurulan yapı şekil değiştirmeye, kutsal zannedilen aile çözülmeye, üstü örtülen, herkesin bilip de konuşmadığı şeyler, eski hesaplar, kitaplar açığa çıkmaya başlar. Lauray ile Paco’nun bir zamanlar herkesin dilinde olan aşkları tekrar konuşulmaya başlanmıştır ki, aslında asıl mesele herkesin mustarip olduğu konu olan aile içinde herkesin bilip de kimsenin konuşmaya yeltenmediği (Laura’nın başka bir adamla evlenmesi, ailenin Paco’ya zamanında yok pahasına bir üzüm bağını vermiş olması, İrene’nin Paco’nun kızı olabileceği gerçeği) konuların verdiği rahatsızlıklardır. Fakat film bir türlü bu dinamiklerle alıp yürüyerek kendini var edemiyor.

Klasik bir Farhadi filmiyle karşı karşıya olmamıza rağmen (aile, çocuklar, kan bağı) karşımızda neden tatmin etmeyen bir Farhadi filmi var sorusu önem kazanmakta. Tüm aile yapısı (Feodal yapı içinde toprak, çalışmak, aile, aile içi sırlar, bozulan düzen) çocuklar unsuru olmasına rağmen, kaçırılma olayı üzerinden oluşturulmak istenen merak düzeneği o kadar ‘basit’ bir baskınlık da kalmış ki, tipik bir polisiye-gerilim filmi olmanın ötesine geçememiş Todos lo saben. Film konusunun aracısı niteliğindeki kaçırılma unsurundan ziyade seyredenin ağzını sulandıran aile bireylerinin birbirine düştüğü kavga sahneleri (Merakımız üzerine benzin döküp harlanması sağlanacak asıl sahneler yani) o kadar üstün körü, o kadar kısa ki Paco’nun fidye parasını bulup bulamayacağı veya İrene’nin sağ olup olmadığı konusu önemini tamamen yitiriyor.

Merakımızı harlamayan, bizleri germeyen, çatışan karakterleri domino edemeyen Todos lo saben izleyeni bu haliyle tatmin etmekten çok uzakta.

Zamanda Kırılma

Halbuki Asghar Farhadi’nin eksik olduğunu ve tam olarak çalışmadığını yazdığımız dinamikleri nefis şekilde kullandığı Bir Ayrılık, yine nefis bir şekilde kullandığı Darbareye Elly ve hatta Le passé filmleri var. Darbareye Elly filmini yukarıda zamanda kırılma yaparak bu yüzden eklemek istedim zaten. Bu filmleri izlemenizi tavsiye ederim çünkü izlerseniz Farhadi sinemasını var eden ögeleri asıl bu filmlerde görebilirsiniz.

Belki yeni şeyler denemek istedi (ki denemek isteseydi hissederdik) belki yabancı bir ülke ve yabancı bir dil söz konusuydu (ama Le passé filmi var elimizde) belki oyuncular onun için bir dinamikti -ki işlemeyen iki dinamik olarak Cruz ve Bardem ikilisi hayal kırıklığı yarattı- belki de sadece böyle bir film yapmak istedi ve yaptı da zaten. Fakat Farhadi sinemasında bir kırılma yaşayarak mutlu olamadık maalesef.

Paylaş!