Marvel evreninin Thor’u Chris Hemsworth’la beyazperdeye taşıma macerası 2011 yapımı Thor’la başladı. Kenneth Branagh yönetmenliğindeki ilk filmin ardından 2013 yılında Alan Taylor’ın yönetmenliğini üstlendiği Thor: The Dark World (Thor: Karanlık Dünya) seriyi devam ettirdi. İskandinav mitolojisinin en popüler tanrısı olan Thor’un maceraları, düşmanları ve ailesi bu iki filmde de belirgin olayların ışığında ve Marvel filmlerinin aşina olduğumuz mizahi üslubuyla karşımıza çıktı. İlk filmden bu yana Thor ve Loki çekişmesini, babalar ve oğullarının kadim bağlarını, Thor’un çekicinin doğrultusunda savrularak izlediğimiz türlü yolculuklarla görme fırsatına da hasıl olduk. Serinin üçüncü filmi Thor: Ragnarok’un yönetmenliğini What We Do in the Shadows (Aylak Vampirler, 2014), Hunt for the Wilderpeople (Vahşiler Firarda, 2016) gibi filmlerle gönlümüzde taht kuran Taika Waititi’nin yapacak olması hem seriye hem Marvel evreninin üslubuna katacağı yeniliklerle Thor için en heyecan verici gelişmelerden biriydi. Hatta 2017 yapımı bu yeni film, bu evrenin en güçlü kötülerindenbiri olan Loki’nin yanına Cate Blanchettsuretindeki Hela’yı da taşıdığı için ayrı bir merak unsuru barındırıyor. Tüm bu olumlu gelişmelere ve dört yıllık bekleyişe rağmen Thor: Ragnarok’un tüm beklentileri Thor’un çekici Mjöllnir’leberaber tuzla buz etmesi de filmin bir bütün olarak hayal kırıklığına dönüşmesine mâni olamadı.

Dünyanın dokuz diyarla olan bağlantısının hüküm sürdüğü ilk filmde, Thor’un Jötünheimr’de geçen savaşla devam edip Loki’nin tahtın sahibi olmak için geliştirdiği planlarla devam ediyordu. İkinci film Karanlık Dünya’da ise Jane’in bir solucan deliği keşfedip Kara Elfler’in lideri olan Malekith’in harekete geçmesine sebebiyet vererek başlayan hikâye, filmin sonunda öldüğü kabul edilen Loki’nin Odin’in kılığına geçtiğinin anlaşılmasıyla sonlanıyordu. İki filmde de Thor ve Loki arasındaki çekişmeye şahit olduğumuz hikâye aynı zamanda bu evrenle ilgili diyarların ve karakterlerin aktarılması açısından bir önem taşıyordu. Thor: Ragnarok ise ilk iki filmden farklı olarak düşmanların aynı safta olmak durumunda kaldığı bir kıyamet filmi. Yıkımın geleceğini simgeleyen Ragnarok’un yaklaştığını temel alan film, Odin’in ölümü ve ilk kızı Hela’nın ortaya çıkmasıyla yeni bir düzenin de habercisi oluyor. Kıyametin bir yıkım doğurup doğurmayacağının sorgulandığı hikâye akışı, hem Thor için hem de Loki için karakterlerin yeniden yapılanmasını şart koşan değişikliklere gebe. Gel gelelim bu yapılanmanın ve dokuz diyarın geleceğinin ilk iki filmdeki gibi güçlü savaş sekanslarından ve Marvel filmlerinde görmeye alışık olduğumuz ‘kahramanlık’ motivasyonlarından uzak olduğunu söylemek hiç zor değil. Odin’in ilk kızı Hela’nın ortaya çıkışıyla bu dokuz diyarın hâkimi olma meselesi, Hela’nın çalakalem yazılmış karakterinin altında güçsüzleşiyor. Ve maalesef bu gülünç villain Cate Blanchett’in oyunculuğunun bile kurtaramayacağı bir boyuta ulaşıyor. Asıl savaşın Surtr’a karşı verildiği bu kıyamet senaryosunda, Hela’nın evrenin hâkimi olma motivasyonunun bir türlü belirginleşmemesi Thor’un etki alanını da film içinde oldukça zedeliyor. Kıyametin gelişini Surtr’ın hareketiyle öğrenen Thor, Odin’in vasiyetiyle manevi bir çıkış yolu ararken asıl önemli noktanın Surtr mı yoksa Hela mı olduğu da amaçsız savaş sekanslarıyla savrulup gidiyor. Filmin bahsettiği ve klişe bir dayanışma ruhunu andıran “Bir arada olabildiğimiz her yer Ásgard’dır.” önermesiyle diğer iki filminin ruhundan son derece ayrıksı duran senaryo örgüsü, nedenselliklerin ortadan yok olduğu zayıf kurgusuyla filmin macera ayağını da ortadan kaldırıyor. Tüm bunların odağında Waititi’nin kendi üslubunu çoktan oluşturmuş sinema dilinden hiçbir iz göremediğimiz Thor: Ragnarok, hem Thor filmleri hem de diğer Marvel maceralarının vadettiği mizahi yaklaşımın da son derece uzağında ve demode esprilerle varlığını sürdürme derdine giriyor. Hulk’ın ana kahramanı istemsizce ezip kendi alanını yaratan varlığıyla az da olsa tutarlı bir yol izleyen savaş sahneleri ve Doctor Strange’in filmin düzlemine Hela’dan bile daha özenle işlenmiş konumu –ki onun sahnelerinin çoğu aslında 2016 yapımı Doctor Strange’in jenerik sonrası sahnelerinden oluşuyor– ise filmin artı yönleri olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm olumsuzluklarına ve beklentinin çok altında seyreden yönetmenliğine rağmen Thor: Ragnarok,serinin devamının nasıl gelişeceğine dair bir merakla sonlanarak beklenti yaratmaktan da geri durmuyor. Ama keşke filmden ayrılırken hissiyatımız ‘Tüm suçumuz Marvel evrenini sevmek.’ doğrultusunda ilerlemese…

Paylaş!