Otobüs şoförü, Goob’a yaşadığı taşradan ayrılmazsa mutlu olamayacağını ima ettiğinde koltuklarına yeni kurulmuş bizler de ne izleyeceğimize dair fikir sahibi olmaya başlarız. Okulunu yeni bitirip evine, Norfolk’a dönen 16 yaşındaki Goob’un ne yapması gerektiği konusunda hiçbir fikri yokken sinema, onun geleceğini çoktan belirlemişti. Nuri Bilge Ceylan’ın Kasaba (1997) filmi, Türk sinemasında taşradan kaçma temasının en iyi örneklerinden bir tanesi. Ayrıca Pawel Pawlikowski’nin My Summer of Love (Aşk Yazım, 2004) filmi Mona karakteriyle The Goob’a (Ezik, 2014) bir adım daha da yaklaşmakta. Peki kendi yazıp yönettiği ilk filmi The Goob  ile Guy Myhill, bu filmlerden kendisini ayırmayı başarabilmiş mi?

Goob, filmin Türkçe çevirisi gibi, ezik ve silik bir tip. Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla okul vakti kasaba dışında, daha büyük bir beldede okuyan; her yaz ise kasabasına dönen sıradan bir taşralı genç. Goob’a göre Mona’nın daha kendinden emin, bağımsız ve özgüven dolu bir karakter olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Bunun en büyük sebebi de Goob’un bir baba figüründen yoksun oluşu. Mona’nın ebeveynlerini küçük yaşta kaybetmesi ve gasptan hapis yatmış abisi ile kalması onun bu bağımsız ve başıboş karakterinin de temelini atmakta. Annesinin yeni erkek arkadaşı olan Gene ile tanışması her nasıl filmde Goob için bir dönüm noktasıysa; aristokrat bir aileden gelen Tamsin’in kasabaya, ailesinin yanına dönmesi de Mona için bir dönüm noktasıdır. Goob, Gene’e annesi ile ilgilendiği için minnettar olsa da Gene’in Goob’a davranış şekli amiyane bir tabirle Goob’un sabrını sınayacaktır. Mona ise hayran kaldığı, aşık olduğu Tamsin tarafından Pawlikowski’ye has bir şekilde[1] kandırılır.

My Summer of Love filminde Mona’yı yaşadığı köyde kalmaya ya da köyden ayrılmaya iten en büyük etmen hapisten çıkmış abisiydi. Mona, abisinden korkmuyordu; hapisten çıkınca hayatın anlamını tanrıda arayan abisinin kendi abisi olmadığını düşünüyordu. Ailesini erken yaşta kaybeden abi kardeşin birbirlerinden başka kimseleri yokken abisinin, kurtuluşu kardeşiyle bulmaya çalışmak yerine kendisini tanrıya adaması Mona’da bir çeşit kıskançlık olarak beliriyordu. Filmdeki abi kardeş ilişkisi, The Goob’da benzer bir anne oğul ilişkisi olarak gözümüze çarpmakta. Goob’un kasabaya dönmesinin en büyük sebebi annesidir. Goob’un babası hakkında hiçbir fikrimiz olmaması da bu anne oğul ilişkisini seyircinin gözünde kutsal, yüce bir boyuta sokar. Goob’un annesi ile olan ilişkisi, Mona’nın hapse girmemiş abisi ile olan ilişkisini andırsa da annesinin erkek arkadaşı ortaya çıkınca annesine duyduğu sevgi de yavaş yavaş Mona’nınkine benzer bir kıskançlık ve nefrete dönüşecektir.

“Zor. Çoğu zaman sıkıcı ve kesinlikle stresli.”[2] Goob’u canlandıran Liam Walpole, The Goob’u çekmeden önceki yaşamını böyle tanımlıyor. Guy Myhill gibi Liam Walpole da ilk defa bir uzun metraj film projesinde yer alıyor olsa da Walpole ne yapması gerektiğinin farkında. Norfolk’a benzer bir bölgede dünyaya gelen Liam Walpole, babasının sağlık sorunları ve annesinin ölümü sebebiyle 16 yaşında okulu bırakmış. Sonrasına dair kayda değer tek bilgi ise tavuk fabrikalarında çalıştığı. Filmde ise kendisini mevsimlik işçilerle birlikte kabak tarlasında çalışırken izliyoruz. Goob’un gündelik hayatı Walpole’un rutinlerinden pek de farklı sayılmaz.

Şimdiye kadar çokça işlenmiş bir konuyu tekrar ele alacaksanız ve filminiz için paraya ihtiyacınız varsa şüphesiz filminizi diğerlerinden farklı kılacak mekânlara, görüntülere ihtiyaç duyarsınız. The Goob ise bu sorunun üstesinden gelebilmek için Norfolk’taki Swaffham Yarış Pisti’ni[3] tercih ediyor. Günümüzde filmdeki gibi amatör yarışlarda kullanılsa da 1987 – 2000 yıllarında Greyhound yarışlarına ev sahipliği yapmış bu pist, Myhill’in ilk uzun metrajı için de büyük öneme sahip bir yer hâline geliyor. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren motor sporlarına dair pek çok filmin çekilmiş olması da The Goob’u seyircinin gözünde kolayca başka filmlerle bağdaştırmakta.[4]

Goob’un annesi Janet’in erkek arkadaşı Womack, filmdeki en ünlü oyuncu olan Sean Harris[5] tarafından canlandırılmakta. Womack karakteri; kaba ve despot bir yapıya sahip. Goob’a, Janet’e, mevsimlik işçilere kötü davranan; işçilerin başında beklerken onlara bakıp mastürbasyon yapan bir köylü, kasabalı stereotipi. Guy Myhill’e bir röportajda Gene Womack karakteri ile Sean Harris sorulduğunda şu açıklamayı yapıyor: “Sean da buralardan. Onunla Gene Womack gibi insanları da tanıdığımız uzun bir geçmişimiz var. Gene Womack kötü bir adam ancak her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.”[6]

Gene Womack gibi birisine Janet’in ihtiyacı olabilir. Ancak aynı şeyi Goob için söylemek pek mümkün değil. Myhill’in bu açıklamasındaki kötü adam Goob’un gözündeki Womack ise elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan bir karakter yorumu Janet’in ağzından çıkmış gibi. Taşradaki Janet gibi bir karakter pek çok işte ister istemez Womack gibi tuttuğunu koparan bir kabadayıya ihtiyaç duyuyor. Film boyunca Goob’un da Womack’in istediklerini yerine getirmesinin tek sebebi bu belki de: Annesi sebebiyle duyduğu minnet.

My Summer of Love’da Mona’nın Tamsin ile tanışmasına benzer bir şekilde Goob’un, mevsimlik işçi olarak Norfolk’a gelen Eva ile tanışması filmin gidişatında da değişime yol açar. Mona’nın ve Goob’un artık yaşadıkları kasabalarda kalmaları için sebepleri vardır: Aşık olmuşlardır. The Goob’un görüntü yönetmeni Simon Tindall’ın etkisi Goob’un ve Eva’nın birlikte olduğu sekanslarda ortaya çıkar. Myhill’in müzik seçimini ve Tindall’ın Norfolk kırsalını kullanma şeklini ancak büyüleyici olarak tasvir edebilirim. Katlandığı Norfolk bir anda olmak istediği yer haline bürünür Goob için. Aynı şey Mona için de geçerlidir. Tamsin ile tanışması, abisini de kaybetmiş bu yetim karakterde aynı duyguları uyandırır.

Goob’un ve Eva’nın taşrada sürdürdüğü bu ilişki ister istemez herkesin dikkatini çekecektir, özellikle de Womack’in. Mevsim bitmiştir ve işçiler hasadı kutlamaktadır. Guy Myhill, ilk filmini Shakespeare tragedyalarına benzer bir sonla süslemek ister. Womack, Goob’un yanında Eva’yı rahatsız edince yaşanan arbede ile birlikte Norfolk, Goob için eski silüetine tekrardan bürünür. Annesinin Norfolk’ta yaşıyor olmasının dahi hiçbir önemi kalmamıştır artık Goob için. Eva’nın benimle gel ısrarlarına karşın moturuna atlayıp yollara düşer Goob. Mona ise Pawlikowski’nin tercih ettiği gibi intikamını alır ve ona yaşamına dair yalanlar söyleyen Tamsin’i boğarak yollara düşer. Mona, en azından arkada kimseyi bırakmayacaktır. Guy Myhill’in “Spock ve Bowie arasında” diyerek tasvir ettiği Goob ise her şeyini arkasında bırakarak yollara düşer. Bir gün karşılaşacakları ise işten bile değildir.

 

Notlar:

[1] Pawel Pawlikowski, seyirciyi şaşırtmayı seven bir yönetmen. Özellikle La femme du Vème (Gizemli Kadın, 2011) bu sevgisinin en büyük örneği.
[2] https://i-d.vice.com/en_uk/article/vbeypd/liam-w”alpole-coming-of-age-in-a-small-town
[3] Swaffham Raceway. Pisti 2007’de yenilemek için çalışmalar başlasa da Maurice Kirby’nin 2012’de ölümü pisti tamamen öksüz bırakmış.
[4] 2010 yapımı Senna belgeseli, Ron Howard’ın Rush filmleri bir kenara koyulduğunda dahi Winning: The Racing Life of Paul Newman belgeseli, The Goob’u izlerken seyircinin aklının bir köşesine yer etmekte.
[5] Özellikle BFI’ın finanse ettiği filmlerde izlediğimiz Sean Harris, The Goob’tan önce ’71 filmi ile İstanbul Film Festivali’nde seyirci karşısına çıkmıştı.
[6] “Sean’s from the area. He and I go back a long way and throughout our time out together we’ve known a lot of people like that. He is a bad man. But within that he was also trying to do the best he could.” http://www.bfi.org.uk/news-opinion/news-bfi/interviews/goob-man-who-fell-norfolk

Paylaş!