“Yorkshirelı bir Adamdım ve bir Büyücü’ydüm-
Ve seni lanetledim!
Önce yetenekle, sonra yenilgiyle-
Seni lanetledim!
Yenilgi ve sonra yetenek, yetenek ve sonra yenilgi-
Sen kaybedene kadar, sen terk edene kadar-
Seni lanetledim, Brian. Kahrol, Cloughie.”
David Peace, Lanet Takım

Yeşil sahaların gördüğü en büyük isimlerden Brian Clough’ın beş sezonluk diziye malzeme verecek hayatı; gerilimi, trajedisi, heyecanı bol hikâyelerle dolu dönemleri oldu. Shakespeare tragedyalarını hatırlatacak zamanlar, ama tragedyaya dönüşme ihtimalini çöpe atacak bir hırs ve hayat görüşü, fantastik öykülerde rastlanılacak türden erişilmesi çok zor başarılar, ani düşüşler, her daim sivri bir dil, olay yaratacak demeçler, en iyi olmaya ve başarıya dair steril olmayan cümleler, futbola derinlikli bir bakış… Sadece spor tarihinin değil yüzyılın gördüğü en önemli figürlerden birisi Brian Clough.

İşçi sınıfı bir ailenin çocuğu olan ve sakatlığı sebebiyle erken yaşta futbolculuk kariyerini sonlandıran Clough’ın, teknik direktörlüğünde Derby County’yi 1. Lig’e çıkarıp, şampiyon yapması, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale taşıması, daha sonra 2. Lig’deki Nottingham Forest’ı önce 1. Lig’e çıkarıp şampiyon yapması ve sonrasında imkansızı başarıp Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanması, bununla da kalmayıp imkansızı bir kez daha başararak ertesi yıl Nottingham Forest’la bir kez daha Avrupa Şampiyonu olması şüphesiz heyecan verici, ihtiraslı, ihtişamlı ve güçlü hikâyeler barındırıyor. Ancak The Damned United (Lanet Takım, 2009), Brian Clough’ın büyük zaferlerini değil zamanın en başarılı kulüplerinden Leeds United’da 44 gün süren ve fiyasko olarak sonuçlanan macerasını anlatıyor. Başarısızlıkla geçen lanet 44 gün.

Futbol edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilen İngiliz yazar David Peace’in kitabından (Kıvanç Koçak’ın çevirisiyle Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı) uyarlanan film Clough’ın iç dünyasına sızabilmeyi başarırken 1970’lerin İngiltere’sinin futbol dünyasını tüm gerçekliğiyle perdeye getiriyor. Tom Hooper’ın yönettiği filmin elindeki en büyük güç uyarlandığı roman. Bir biyografi değil gerçek hayat hikâyesine dayanan bir roman. Futbol tarihinin gördüğü en özel karakterlerden birini etkileyici bir roman kahramanına dönüştüren David Peace’in kitabı, başarıyı klişelere ve hamasete dayandırmadan karakterin geçmişi, ilişkileri, hayata bakışı ve toplumsal dinamikler üzerinden anlatıyor.

Tom Hooper güçlü hikâyenin önüne geçecek hamleler yapmadan, kitaptaki gibi iki farklı dönemi paralel bir şekilde anlatıyor ve dört-beş saatte anlatılabilecek malzemeyi 90 dakikaya ustalıkla sığdırıyor. Clough’ın kariyerindeki iki önemli dönemi birlikte anlatıyor The Damned United. Leeds United’ın başına geçtiği dönem ve altı yıl önce Derby County ile yükselişe geçtiği ve Leeds’e transferi olmasını sağlayan yıllar. Film, Don Revie’nin Leeds’teki başarılarının ardından İngiltere Milli Takımı’nın başına geçmesi, Clough’ın da onun yerine Leeds menajeri olmasıyla başlıyor. Clough’ın Leeds’teki ilk gününde televizyonda selefi Revie ile ilgili söyledikleri bu iki dönemi birbirine bağlıyor. Revie’nin çirkin ve kirli mücadeleyle şampiyon olduğunu, kibirli ve mutsuz bir takım yarattığını söyleyen Clough, onun mimarı olduğu takımı yıkarak yeni bir takım kurmaya çalışıyor. Ancak Revie’ye karşı nefretini gizlemediği ve büyük hayallerle geldiği Leeds’te bunu gerçekleştirmesi mümkün olmuyor. Clough’ın Don Revie’ye olan hırsı ve nefreti, kendisini istemeyen futbolcuların kuyusunu kazmasına yardımcı oluyor ve 44 günlük korkunç bir başarısızlık ortaya çıkıyor. Paralel hikâyede ise 2. Lig’in dibine demir atmış Derby County’nin Federasyon Kupası’ndaki rakibi Leeds United oluyor ve böylece Clough “ülkenin en iyi teknik direktörü” olarak gördüğü Don Revie ile ilk kez karşılaşma fırsatı yakalıyor. Bu karşılaşma Clough için bir hayal kırıklığına dönüşüyor ve hırsla dolu bir başarı hikâyesinin başlangıcı oluyor. Kendisinin elini bile sıkmayan Revie’nin aslında hiç de iyi bir teknik adam olmadığını anlayan Clough, önce 1. Lig’e çıkmayı sonrasında da Revie ile tekrar karşılaşmayı kafasına koyuyor. Paralel olarak anlatılan bu iki dönem arasındaki en büyük fark ise Clough’un yakın dostu ve birlikte büyük başarılara imza attığı yardımcısı Peter Taylor’ın varlığı. Derby County’den ayrılış ve sonrasında yaşanılanlar Clough ile Taylor’ın yollarını ayırıyor ve filmin merkezinde de kimilerine göre Leeds’teki başarısızlığın asıl nedeni olan Taylor’ın varlığı/yokluğu yer alıyor.

The Damned United, Clough’ın hırs ve nefret dolu 44 gününü anlatmıyor sadece. Şüphe, paranoya ve saplantılar içerisinde geçirdiği bu 44 gün bir yandan ders bir yandan terapi oluyor Clough için. Daha sonra Nottingham Forest efsanesini yaratacak bu büyük teknik adamın başarısızlığı ve kendisiyle hesaplaşması etkileyici bir şekilde ele alınıyor. Karakterin iç dünyasındaki dalgalanmaları takip ederken diğer taraftan teknik direktörlüğün en mahrem anlarına, başkan ve futbolcularla ilişkilerin en kirli yanlarına, entrika, ihanet ve yalanlarla dolu mücadelelere ve güç dengelerine, futbol dünyasının kirli yüzüne ve maço kültürüne bakıyor film.

The Damned United, sarhoş edici zaferleri ve kahramanlık hikâyelerini değil arkasındaki gerçek hikâyeleri anlatıyor. Clough’ın kariyerini ve futbola bakışını bir filmde anlatmak mümkün olmasa da küçük ayrıntılarla örülmüş bu portresi çok fazla ipucu barındırmakta. Yeşil-gri tonlarındaki, yağmurun ve kapalı havanın hakim olduğu film dönemin ruhunu aktarmak konusunda hiç sıkıntı çekmiyor. Gerçek görüntülerin de kullanıldığı film iki dönem arasında kurduğu karşıtlıklarla hem karakterin psikolojisini yansıtmayı hem de hikâyesindeki ana çatışmaları son ana kadar güçlü bir şekilde kullanmayı başarıyor. Nihayetinde Lanet Takım’ın yaptığı şeylerden biri de Brian Clough ile Don Revie arasındaki farkın altını çizmek. Bu fark başarının anlamını ve futbol tarihine nasıl baktığınızı belirleyen bir fark. Filmin sonunda katıldığı televizyon programının ardından stüdyoda yapayalnız kalan, nefret edilen, başarısız olmuş bir teknik adam olarak görüyoruz Clough’ı. Peri masallarına inanan ve ileride o masalları gerçek kılacak bir futbol efsanesinin dibi gördüğü anlardan biri. Clough’ın bu sahnedeki yalnızlığını sadece başarıya odaklı spor ve medya dünyasında var olmaya dair bir an olarak okumak da mümkün. Bu yüzden Brian Clough’ın 44 günden sonraki hikâyesi The Damned United’ı daha da anlamlı hale getirmektedir.

Hasan Cömert

Paylaş!