Sinema tarihinin en görkemli anlatılarından biri olan Star Wars serisi, bilindiği üzere temelde tipik bir iyi-kötü mücadelesini konu alır. İyi tarafı simgeleyen Jedilar’ın da içinde bulunduğu Asiler ve gücün karanlık tarafındaki Sithler’in başını çektiği kötülerin arasında süregiden güç mücadelesi, karşı taraflardaki karakterlerin aile ilişkileri üzerinden zenginleşerek daha karmaşık ve psikolojik olarak yoğun özellikler kazanır. Serinin Rian Johnson’ın yazıp yönettiği son halkası The Last Jedi (Son Jedi); seyirciye kusursuza yakın teknik işçilikle inşa edilmiş bir seyir zevki sunarken, artık miadını doldurmaya yüz tutmuş bu temel anlatıya güncel dünyanın dinamiklerinden son derece haberdar, yepyeni bir soluk da katıyor.

Johnson, artık saf iyi ya da saf kötü kavramlarının güncel dünyada kapladığı alanın azaldığının son derece farkında ve The Last Jedi’ın çatışmasını bunun üzerine kuruyor. İyi tarafın öne çıkan karakteri Rey’in, “Güç”ün neresinde durduğunu keşfedebilmek adına yaptığı yolculuğa paralel olarak, galakside gücü elinde bulunduran karanlık taraf organizasyonu İlk Düzen’in lideri konumundaki Kylo Ren, hâlâ iç sesiyle mücadele hâlinde olan, kendini üstlerine kanıtlamaya çalışan bir genç olarak çiziliyor. Gücün iki tarafındaki ana karakterlerin resmedildiği bu gri alan, Direniş ve İlk Düzen’in politik konumlandırılmasında da etkisini gösteriyor.

Serinin önceki filmi The Force Awakens’ta (Güç Uyanıyor, 2015) tanıştığımız isyan eden siyahi Stormtrooper Finn’in – bu tüm serideki politik yenilenmenin fitilini ateşleyen öğelerden biriydi – ve The Last Jedi’ın henüz başında ablasını kaybeden Rose’un, Direniş’in İlk Düzen’i alt edebilmek için yaptığı plan dâhilinde ihtiyaç duydukları şifre kırıcıyı bulmak amacıyla gittikleri gezegende gördükleri(miz), o meşhur “çok uzak galaksi”de bildiklerimizin dışında güç ilişkilerinin döndüğünü işaret eder nitelikte. Adı kumarhaneler şehri Monte Carlo’yu andıran Canto Koyu’nun bulunduğu Cantonica gezegeninde, tüm Star Wars evreninde ilk kez, ekonomik olarak üst bir sınıf olarak doğrudan işaret edilen bir zümreyle karşılaşıyoruz: Silah tüccarları. Müziğinden kumar makinelerine kadar özenle tasarlanmış bu sekansın bir noktasında Rose, burada eğlenen kişileri galaksinin en kötüleri olarak tanımlarken, hayatının büyük bir kısmını İlk Düzen’in kapalı kapılarının ardında geçiren Finn’e İlk Düzen’in askeri gücünü nasıl finanse ettiğinden ve kumarhanedeki kişilerin sahip oldukları serveti İlk Düzen’e silah satarak elde ettiklerinden bahsediyor. Böylece Star Wars filmlerinde izlediğimiz savaşlara yeni bir aktör dâhil oluyor: Silah ticareti, ya da daha genel ifadeyle, ekonomi. Silah tüccarlarının dünyanın en zenginleri arasına girdiği, küresel çapta savaş ekonomisinin 14,3 milyon trilyon dolar[1] gibi korkunç rakamlara ulaştığı günümüzde, Rian Johnson’ın Star Wars anlatısına böyle bir eklenti yapması neresinden bakılırsa bakılsın çok yerinde bir hamle. Bir de üstüne söz konusu zümreden alışveriş yapan tek tarafın İlk Düzen olmadığını, aynı şekilde Direniş’in de sürmekte olan savaşta kullandığı silahları aynı kişilerden satın aldığını öğrendiğimizde, yukarıdan bahsettiğim gri alan genişleyip Kylo Ren ve Rey’le birlikte, çatışma hâlinde bulunan tüm unsurları kapsıyor. Buradan hareketle The Last Jedi’daki savaşların fantastik Star Wars evreninden, tarafları muğlâklaşmış çatışmaların hüküm sürdüğü günümüz dünyasında yaşanan kaosa iyiden iyiye yaklaştığı söylenebilir.

Aynı sekansın devamında, Finn ve Rose araçlarını yanlış yere park ettikleri için güvenlik görevlilerince yakalanıp kapatıldıkları hapishane hücresinde tesadüfen karşılaştıkları bir başka şifre kırıcının yardımıyla oradan kaçıyorlar. Tabii şifre kırıcının ekonomik taleplerini karşılayacaklarının teminatını vererek. Bu kaçış esnasında, kumarhanede zengin silah tüccarlarının eğlencesi için tutsak edilmiş uzay atlarını da özgürlüklerine kavuşturuyor Rose ve Finn. Silah deneylerinde denek olarak kullanılmış, galaksinin mazlumlarından diyebileceğimiz Rose’un anlattıklarından çok etkilenen Finn, uzay atlarıyla birlikte şehrin altını üstüne getirdikten sonra tekrar yakalandıklarında fısıldıyor: “Yakalandık ama şehri başlarına yıktık. Buna değerdi”. Bireysel bir politik uyanış anı! Bu an, The Force Awakens’tan bu yana dış dünyayı, hatta kendini tanımaya çalışan, taraf olmaktan özellikle imtina eden isyankâr stormtrooperdan tüm galaksiye uzanan bir mesaj olarak da okunabilir.

Filmin üç koldan ilerleyen yoğun olay örgüsü içinde çok da önemli bir detay değilmiş gibi görünen bir cümleyle dışa vurulan bu uyanış, aslında Star Wars destanının The Last Jedi ile birlikte taşındığı, günümüz dünyasının içinde bulunduğu duruma dair de söyleyecekleri olan yeni noktayı işaret ediyor. Çünkü, Direniş güçlerinin bir avuç kaldığı noktada, hareketin lideri konumundaki Leia; kurtuluşun artık sadece “Güç”ü iyilik adına kullanan Jedilar’a bağlı olmadığının, baskıcı, kötücül İlk Düzen’e karşı mücadelenin Rose gibi, Finn gibi galaksinin farklı yerlerinde, farklı şekillerde mağdur edilmiş, baskılara maruz kalmış bireylerin birlik olmasıyla yükseleceğinin farkında.

 

Notlar:

[1] http://www.dw.com/tr/sava%C5%9F%C4%B1n-bedeli-143-trilyon-dolar/a-41124168

Paylaş!