Jafar Panahi, kendi memleket hikâyelerinde kadınların toplumdaki konumu –ya da olmayan konumu- üzerine kafa yorup mevcut sisteme sadece varoluşlarıyla bile muhalif olabilecek kadınları karşımıza sıklıkla çıkarıyor. Bu damardan en iyi filmine Dayereh (Daire, 2000) ile imza atan Panahi, Dayereh’ten altı yıl sonra çektiği ve ondan biraz daha “neşeli” bir film olan Offside (Ofsayt, 2006) ile futbol-kadınlar-iktidar üçlüsü arasındaki çetrefilli ilişkinin mizahi bir okumasını yapmıştı.

2006 Dünya Kupası elemelerinde Bahreyn’le karşılaşan İran milli takımının maçını statta izlemeye çalışan genç kızlar ile tanıştığımız filmde, maç izlemeleri yasak olduğu için kimi saçını kestirerek, kimi ise yüzünü boyayıp şapkalar takarak kamufle olmaya çalışan kızların futbol sevgisine şahit olmuştuk. Muhafızlar tarafından stada girerken ya da stadın içindeyken fark edilen kızlar teker teker tutuklanarak açık bir nezarethaneye konurlar. Filmin buradan sonrasını gerçek zamanlı bir şekilde izlemeye başlarız. Ne stadın içini bir daha görebiliriz ne de maçta neler olup bittiğini. Maçta olan bilen her şeyi stattan gelen sesler ya da tepkiler üzerinden takip etmeye başlarız. Bu sırada kızların tutulduğu açık nezarethaneye yine çeşitli yöntemlerle maça girmeye çalışıp yakalanan başka kızlar gelmeye devam eder.

Filmde her ne kadar olay bir maça girmek isteyen futbol aşığı kızlar gibi görünse de, meselenin biraz daha derin olduğunu anlamak pek zor değil. Kendilerine yasaklanan ve gerekçe olarak da onları yakalayan muhafızların “İçerideki erkekler küfürediyorlar” tezi savunulan bir maça girmek o kızlar için bir anlamda önlerine konan duvarlardan en azından birini aşmak anlamına geliyor.

Kızlarla onları bir nezarethanede tutmaya çalışan genç muhafız arasındaki diyaloglar ile Panahi kendi toplumunun bir fotoğrafın çekerken, futbolun bugün artık bir klişeye dönüşse de sapasağlam bir gerçek olan birleştirme gücüne de atıf yapıyor. Kurulan diyaloğun ardından Panahi, maça giremeyen kızlarla onları tutuklayıp karakola götürmeye çalışan muhafızların aslında birbirlerinden pek de farklı olmadıklarını, toplumun benzer tabakalarından geldiklerini ve bir noktada birbirlerine destek olmaları gerektiğine vurgu yapıyor.

Filmin sonunda İran’ın Bahreyn’i yenmesi ile birlikte sokakları dolduran insanlar trafiği de kapatır ve kızlar bu fırsattan istifade araçtan kaçıp sevinen insanların arasına karışırlar. Dikkatli baktığımızda eğlenenler arasında muhafızları da görürürüz. Panahi bir anlamda özgürlükleri kısıtlanan kadınlar ve onları iktidar aygıtlarına teslim etmesi gereken muhafızları çift forvet gibi ileriye sürer ve kurulan diyalogla başlarda ofsayta düşürdüğü iktidara bir gol atarak filmini sonlandırır.

Gerçek hayatta ne İran ne de Panahi için işler bu kadar umutlu bir istikamette seyretmese de, yönetmenin tavrının verdiği ilham, futbolu konumlandırdığı o diyalog ve temas kurma hali hâlâ birçok açıdan ilham vermeyi sürdürüyor.

Paylaş!