GirlsGLOWThe OfficeOrange is the New Black gibi kalburüstü televizyon dizilerinde yönetmenlik geçmişi bulunan Jesse Peretz tarafından çekilen Juliet, Naked (Aşktan Kaçılmaz, 2018), İngiliz yazar Nick Hornby’nin aynı isimli romanından uyarlanan bir film. “Yazarın, yönetmenin adını gölgelediği roman uyarlamaları” dünyasına mensup olan filmde, Peretz’in tek talihsizliği epey ünlü bir yazardan yola çıkarak iş yapmak değil, maalesef. Ethan Hawke, Rose Byrne ve Chris O’Dowd’dan oluşan ana kadro da, Peretz’in adını ve imzasını, arka sıralara iten bir güçte. Ancak o da, maharetlerini göstermek istermiş gibi bir girişimde bulunmadığından, yerleştirildiği bu konumu kabul etmiş görünüyor. Peretz’in silik rejisi, bir tercih mi, yoksa bir kusur mu, emin olmak gerçekten mümkün değil. Fakat bu durumda Juliet, Naked  için hiç çekinmeden yapılabilecek tek tanımlama, bir Nick Hornby ya da Ethan Hawke/Rose Byrne/Chris O’Dowd filmi olduğu galiba.

Kurgularında çoğunlukla, bir takıntının veya tutkunun peşinde olan karakter evreni inşa eden Hornby, Fever Pitch (Futbol Ateşi, 1997)’te futbol, High Fidelity (Sensiz Olmaz, 2000)’de plaklar ve müzik, Slam (2016)’de ise kaykayı kullanıyordu. Bu seferki öykü de, müzisyen Tucker Crowe’un saplantılı hayranı Duncan üzerinden açılıyor. 90’lı yılların başında birdenbire ortadan kaybolan alternatif rock müzisyeni Tucker Crowe adına kurduğu bir hayran sitesinin yöneticiliğini yapan Duncan, aynı zamanda kasabadaki üniversitede ders veriyor. 15 yıllık sevgilisi Annie ise kasabanın müzesindeki sıkıcı işi ile Duncan’ın takıntıları arasında kendine alan açmaya çalışan biri. Süreğen bir ritimde devam eden yaşamları, eve gelen bir CD ile bambaşka bir frekansa kayıyor: “Juliet Naked”. Crowe’un Juliet adındaki albümünün demo kayıtları. Duncan, obsesif hayranlığının gereğini yerine getirerek kayıtları bir başyapıt olarak görürken; Annie, bir şeyin ham ve tamamlanmamış halinin, piyasaya sürülmüş son versiyonundan daha iyi olamayacağını savunarak, şarkıları kötü bulduğunu söylüyor ve argümanını sanal ortama, yani hayran sitesine taşıyor. Juliet Naked’i “Juliet çıplak” olarak tercüme edersek, Annie’nin çıkışı, bir ölçüde “kral çıplak” diyebilmeyi çağrıştırması nedeniyle de epey anlamlı. Foruma yazdığı yorumdan sonra müzisyenden de, haklı olduğunu belirten bir e-posta alıyor zaten. Bu aşamada başlayan Annie ve Tucker iletişimi, uzunca bir süre yine e-postalarla devam ediyor. Hornby ve senaristlerin, ağırlıklı olarak sözün gücüne yüklendikleri bu sahneler, taraflar arasında sadece yazı ile bile bir bağ kurulabileceğine ikna etme anlamında bir problem yaşamıyor. Hatta yola çıkılan metnin, şöhretini zaten gündelik dille kurduğu münasebete borçlu sayılan bir yazara ait olması, süslü püslü ifadeler olmadan da etkileme kuvveti yüksek bir dil oluşturulabileceğine bir nevi kanıt oluyor.

Hornby’nin tutku eksenli hikayeleri, takıntı meselesi ile kadın-erkek ilişkisini çarpıştırarak ilerlediğinden, romantik komedi denizlerinde kulaç atmaya müsait olur genelde. Juliet, Naked de dünyaya gözlerini bu safta açanlardan. Epey uzun bir geçmişi olan türün, şu anki en büyük handikabı ise, aynı kulvarı daha evvelden katetmiş olan neferleri. Artık, yeni şeyler duyma ya da görme arzusuna yanıt verebilen bir romantik komedi ortaya koymak, hayli zor bir iş. Keza Juliet, Naked da böyle bir iddiaya sahipmiş gibi görünmüyor zaten. Fırsatını bulduğunda, hoyratça davranıp kolaya kaçmaktan çekinmiyor. Duncan karakterini, seyirci nezdinde nefret edilesi kılmak için karikatürize ederek; Annie ile Tucker’ın arasını yapmak üzere, adeta tribünlere oynuyor. İkilinin uyum hanesine puan üstüne puan yazmaya çalışıyor. Duncan-Annie çiftinin yanlış bir eşleşme olduğu fikri en baştan beri körüklenirken, Annie-Tucker birleşmesinin beklediğimiz bir şeye dönüşmesi isteniyor. Her bir destek noktası, sinema tarihinde defalarca ele alındığı için, artık risksiz ve bir o kadar da heyecansız olan bu çatı, Juliet, Naked’in yumuşak karnı. Ancak ana izlek böyleyken, ara ara sapılan tali yollarla, beklenen birleşme sürekli geciktiriliyor. Kesinti; geçirdiği kalp krizi sonrası, eski ilişkilerinden olan tüm çocuklarının, hastaneye Tucker’ı ziyarete gelişinin yarattığı kaos gibi iyi işleyen komik numaralar ve adeta davul çalarak göstere göstere gelen Duncan-Tucker çatışması gibi vasat fikirlerin potpurisi ile sağlanıyor. Bu iyi niyetin hikaye temposuna olumlu etkisini yadsımak gerçekten mümkün değil. Çünkü aklımızın bir köşesine kazıdığımız “mutlu son” düşüncesi sekteye uğradıkça, film biraz daha irtifa kazanıyor ve kendi seyir zevkini harlıyor. Ödül sandığı sonu geciktirerek, hazzın şiddetini artırmaya yatırım yapmayı deniyor. Yolculuğun varış noktasını unutturmayı başarabilse işe yarama ihtimali yüksek olan da bir hamle bu. Bu haliyle ise sadece seyir zevkine hizmet edebiliyor. Fever Pitch’te ve High Fidelity’de, hem daha ikna edici bir saplantı çizmiş, hem de meselesini biçimsel tercihlerle destekleyerek, içinde yaşadığı döneme dair söylemler üretmiş olan Hornby, Juliet, Naked’de, ne yazık ki, bitirme sınavını veremiyor. Beylik karakter motivasyonlarına ve mizansenlerine eğilmekten kaçınabildiği nadir anlarda yükselen film, kalan kısımlarda adeta demodeliğini ilan ediyor. Hayalete dönüşmeyi denemiş bir müzisyene daha da büyük anlamlar yükleniyor olması veya bir eserin gerçek sahibinin, sanatçı mı alıcı mı olduğu tartışması gibi, naftalin kokulu meselelere de dokunarak, bu ilanını sürekli perçinliyor üstelik. Ayrıca karakterlerini aniden dönüştürüvermemek adına, finalini, bir senelik sıçramayla yapmayı tercih ediyor. Fakat bu da aceleye gelmişlik hissini ortadan kaldırmaktan çok, dikkatleri doğrudan oraya, aceleciliğe çekiyor ve pek tatmin edici olamıyor. 

Hornby’ye ya da oyuncu kadrosuna güvenmenin ancak bir yere kadar işe yaradığı Juliet, Naked, bittiğinde ağızda yavan bir tat bırakıyor. Bunun faturası ise; filmin “romantik komedi” etiketinin rehavetine kapılarak, varlığını hissettiremeyen Peretz’le, aynı nedenden ötürü vasata meylettiğinden şüphelendiren, senaryo ekibi arasında eşit olarak paylaştırılmalı pekâlâ. Çünkü Juliet, Naked, başarılı bir Hornby uyarlaması için, nelerden uzak durulması gerektiğinin bir özeti gibi sanki. 

Paylaş!