Katalan yönetmen Albert Serra’nın son çalışması, adının da tam olarak karşıladığı şekilde, gelmiş geçmiş en önemli hükümdarlardan olan XIV. Louıs’nin hastalanıp adım adım ölüme gidişini oldukça sakin bir tempoda sunuyor. Serra, 90’lı yıllardan günümüze gelen çağdaş bir trend olan “yavaş sinema” içerisinde, özellikle Birdsong filminde kullandığı kimi uzun plan-sekanslarıyla anılan bir yönetmen. Bu plan-sekanslar, yavaş sinemanın biçimsel özelliklerinin ardında nasıl bir mantık olduğu açıklanmak için elverişli bulunduğu için incelenmiştir. Oldukça sade ve doğal yaşam alanlarında geçen ilk filmlerinde de tarihi ya da tarihi-edebi karakterler üzerinden, klasik anlatısal sinemanın kalıplarını bir kenara bırakarakfilm üreten Serra’nın La mort de Louis XIV (14. Louis’nin Ölümü) ve bir önceki filmi Història de la meva mort (Ölümümün Hikayesi) ile oyunculuğa, kostüme ve makyaja daha çok önem vererek kostümlü drama görünümlü ama anlatım olarak bu türden oldukça farklı filmler ürettiğini görüyoruz. Bu sebeplerle kendi film dilini – ilk dönemindeki radikal kullanımı biraz gevşetmiş olsa da – XIV. Louis’nin son günlerini anlatmaya uyarladığında oldukça uyumlu bir birliktelik mevzubahis oluyor. Büyük hükümdarın yatağa düştüğü ve vücudunun git gide çökerek ölüme ulaştığı anlar, uzun planlar eşliğinde derin bir şekilde duyumsanabiliyor. Hükümdarın çevresindeki insanların eşliğinde, dönemin tıbbi yaklaşımlarını da görebildiğimiz filmde hükümdarın ölüme gidiş sürecini baltalayacak herhangi bir hikaye dallanmasına asla başvurulmuyor. Karakteri canlandıran yaşayan efsane Jean-Pierre Léaud’un neredeyse sadece yüzüyle inanılmaz bir performans sergilediği yapım, sinema dilinin gelişiminin teknolojik araçların gelişiminden farklı yerlerde aranmasını öğütleyen, yılın en önemli filmlerinden.

Paylaş!