Batı medeniyetinin altını oyma konusundaki yetisini defalarca ispatlayan Avusturyalı Ulrich Seidl’in yeni belgeseli Safari, yönetmenin filmografisine hâkim olan seyircilere yeni bir deneyim sunmuyor. Lakin bu durum filmin taşıdığı değerden hiçbir şey eksiltmiyor; aksine yönetmenin filmografisin bütünlüğüne ciddi bir katkı sağlıyor. Seidl’ın medeniyet kavramının gediklerini didikleyen, belgesel ve kurmaca yapımların bir arada bulunduğu bir dizi projesine benzetebileceğimiz kariyerinin yeni halkası Safari’nin odak noktası, Batılı turistlerin Afrika’daki av turizmi aktivitesi. Üslup anlamında yönetmenin önceki belgeseli Im Keller’in (Bodrumda) hissizlikten doğan tekinsizliğine yakın duran film, izleyiciyi turistlerin av faaliyetlerine tanık ederken bir yandan da bu aktivite hakkındaki görüşleriyle karşı karşıya getiriyor. Turistlerin, Im Keller’deki bireylerin soğuk kanlılığını andıran bir şekilde dudaklarından dökülen cümleler ve acımasız av görüntüleri birleşince steril Batı medeniyetinin üzerine inşa edilediği karanlık, sert bir şekilde yüzümüze çarpıyor. Bunun yanında Seidl’ın hem sayıları gittikçe azalan hayvanların insanoğlunun zevkleri uğruna uğradığı zulme ve av turizminin arka planında yoğun bir emek sömürüsüne maruz kalan yerel halkın yaşadığı zorluklara filminde yer açması da dikkat çekici. Safari tam da Seidl’dan beklenebilecek türden zor, rahatsız edici, tavizsiz ve alabildiğine eleştirel bir “Mayınlı Bölge” deneyimi.

Paylaş!