Tek hatırladığım daha ilkokulu bitirmediğimdi ve liseye giden komşumuzun beni arayıp tüm heyecanıyla bit pazarında bulup aldığı 8mm’lik film projeksiyon cihazından bahsetmesiydi. Aslında o yaza dair başka hiçbir şey hatırlamadığım gibi bu telefon konuşmasının detaylarını da pek hatırlamıyorum. Ama hava karardıktan sonra kimseye haber vermeden büyük bir heyecanla iki yan binaya koşmamı da başka bir şekilde açıklayamıyorum. Karşımda gerçekten de iyi bakılmış 8mm bir film makinesi ve izlenmeyi beklenen bir film rulosu vardı. Filmi de bit pazarından aldığını ve henüz kendisinin de izlemediğini söylemişti. Tekrar düşününce o yaz başka bir şey olup olmadığının hiçbir önemi yoktu aslında. Zira önümde bir film makinesi ve bir filmi benimle keşfetmek isteyen bir arkadaşım vardı. Kırk yıllık makinist gibi filmi kurdu ve heyecanla izlemeye başladık. Sokakta başlayan bir kayıt… Tüm o Almanca reklam panoları ister istemez bir gurbetçi aileyi izlediğimizi düşündürmüştü. Film sessizdi ve sokak görüntüleri bir doğum günü partisine evrilmişti. Bu olayın üzerinden yıllar geçti ve Jonas Mekas 23 Ocak 2019’da hayata gözlerini yumdu. Bense o zamandan beri izlediğimiz kaydın bir gurbetçi aileye ait olduğunu düşünüyorum.

Litvanyalı yönetmen Jonas Mekas 97 yıllık ömrüne yaklaşık 60 film sığdırdı. Bu 97 yıl kaçılan savaşlar, felsefe eğitimi, alınan ilk kamera, hapse atılma gibi anıları ve aralarında Walden, As I Was Moving Ahead Occasionally I Saw Brief Glimpses of Beauty gibi eserleri barındırsa da Mekas’ın öldüğünü öğrenmemden beri üzerinden yıllar geçmiş bir anıya saplanmamın sebebi bambaşka. Uzun yıllar Amerika’da yaşayan Mekas’ın 22 yıl sonra, doğduğu köy olan Semeniškiai’a geri dönmesi ve bu dönüşüne dair kayıtlarını Reminiscences of a Journey to Lithuania (Seyahatinden Hatıralar, 1974) adlı otobiyografik filminde toplaması… Litvanyalı yönetmenin ailesiyle çekilen kayıtlarının üzerine konuşarak ortaya çıkardığı filmin bir diğer özelliğiyse abilerinin de 27 yıl sonra ilk kez doğdukları köye geliyor oluşları.

Üç bölümden oluşan filmin ilk bölümünde Jonas Mekas’ın ilk Bolex’iyle çektiği, 50’li yıllardan görüntüler yer alır. Filmin bu kısmı Brooklyn’e yeni gelmiş iki göçmen olan Jonas ve Adolfas Mekas’ın tamamen yabancı oldukları topraklardaki ilk günlerinin anılarıdır. İkinci bölüm Ağustos 1971’de Litvanya’da çekilmiştir. Göçün yerini eve dönüş alır. Yaklaşık 25 yıldır evinin özlemini çeken kardeşlerin gözünden bir aile retrospektifi sunar Mekas. Filmin ikinci bölümünü oluşturan çekimler esnasında da Litvanya’yı terk etmeden hemen önceki zamanlarını anlatır Mekas: Savaş atmosferini, polisin fanatiklere karşı tutumunu… Üçüncü bölümün büyük kısmında ise Viyana vardır. Film, eski Viyana pazarının yangın görüntüleriyle sonlanır.

Filmin ilk iki bölümünde de anlatıldığı gibi Litvanya’yı terk etmek zorunda kaldıkları andan itibaren Mekas kardeşleri zorlu bir göç süreci beklediği gibi politik nedenlerden dolayı aileleriyle iletişime geçmeleri de imkansızdır. Bu durumun filmin ilk iki bölümü arasında bir sebep-sonuç zinciri kurduğunu söyleyebiliriz. Evlerinden uzakta geçirdikleri süreç Mekas ailesinin erkeklerini evlerine yabancılaştırmıştır. Gilles Deleuze ve Félix Guattari ikilisinin Anti-Oedipus kitaplarında ve sonrasında Bin Yayla’da da geliştirdikleri yersizyurtsuzluk (déterritorialisation) kavramının temelinde merkezci düşünceyi reddediş vardır. Bu reddediş çoğunlukla postmodernizm ile bağdaştırılsa da fikrin ortaya atıldığı dönem ve yer iki dünya savaşı ve bir 68 kuşağı görmüş olan Fransa’dır. Mekas kardeşlerin evlerine döndüklerinde çektikleri yabancılık da bu duruma örnektir. Mekas kardeşler evlerine yurtsuz dönmüşlerdir. Film boyunca Jonas Mekas’ın kamera arkasında kalması ve kardeşlerinin kadraja girdiklerinde yüzlerindeki donuk ifadede bu yurtsuzluğun izleri görülür.

Filmin üçüncü ve son bölümünün ilk iki bölüme göre çok daha farklı olduğunu söylemek mümkün. Jonas Mekas’ın tüm o biyografik anlatısı Viyana ile birlikte farklı bir anlam kazanır ve bir şehir de belgesele dahil olur. Mekas’ın Viyana’daki arkadaşlarıyla çıktığı yürüyüşler, seyahatler ve yemek sofraları ile birlikte ilk iki bölümdeki kasvetin ve melankolinin yerini umut alır. Yönetmenin ve kardeşi Adolfas’ın 27 yıl sonraki eve dönüşleri kısa zamanda sonlanmıştır ve Jonas Mekas için Viyana’da her şey değişmeye başlamıştır. Memleket manzaraları Viyana ile arkadaş sofralarına ve kahkahalara dönüşür. Geçmişinden çok çabuk uzaklaşır Mekas. Filmin eski Viyana pazarının yandığı görüntülerle bittiğini söylemiştim. Arkadaşım da kendisine hoparlör almak için film makinesini satmıştı zaten.

 

 

Paylaş!