Visages, villages | Mekanlar ve Yüzler

Agnès Varda ve JR’in insan yüzlerindeki hikâyelerin peşine düştükleri ortaklık, Visages, villages ile dile geliyor. Mekânları var eden ve o mekânların ruhlarına etki eden insanların yüzlerine odaklanmak, bir yönetmen ve bir fotoğrafçının bakışıyla kendi içinde yeni anlamlar da doğuruyor elbet. JR’in Agnès’i tanıması, nasıl ki onun filmlerindeki yüzlerin ve o yüzlerdeki hikâyelerin bugüne taşıdığı anlamlarla mümkün oluyorsa, bir fotoğraf karesinin mekânla hemhâl olup şimdiki zamanda kendine bir yer edinmesi de aynı yollarla mümkün oluyor Visages, villages’de. Hâl böyle olunca filmin izleğini geliştiren belgesel anlatı, geçmişi ve bugünü geleceğe hatırlatmasına yönelik yolculuk, bölge insanının varlığını belgelemekle gerçekleşmiş onların gözünde. Hem Agnès’in hem JR’in baktığı yere bizleri de odaklayan yolculuk, ikisinin de sanatlarına dair hızlandırılmış bir ders gibi esasen. Filmlerin ve fotoğrafların ilham aldığı her insan, her ev, her yol bu kez onların bu bakışı nasıl geliştirdiklerine dair kameranın önünde konumlanmış bizler için bir kılavuz oluyor. Yoldan geçen insanlardan, aktivistlere, işçilere hatta gideceği yolu hâlâ merakla arayan Agnès’in heyecanına kadar iz bırakma işlevini bütünüyle seyircinin deneyimine ortak eden belgesel, mizahi anlatımını, Matthieu Chedid’in notlarını ve hatta Godard’ın kapalı tuttuğu kapıları da bu deneyimin bir parçası hâline dönüştürüyor.

Thelma

Bir önceki filmi Louder than Bombs’tan (Sessiz Çığlık, 2015) iki sene sonra seyircileriyle Thelma vesilesiyle buluşan Joachim Trier, yine katmanlı bir hikâyenin oluşturduğu karanlık ve sessiz gerilimi iliklerimizde hissettirmek niyetinde. Başkarakterimiz Thelma’nın üniversitedeki ilk günlerine ve gündelik yaşamına odaklanan film, onun doğaüstü güçlerini keşfetmesiyle -ya da hatırlamasıyla- çekirdeğindeki konunun boyutlanmasına olanak yaratıyor. Trier’in artık klasikleşmiş bir evden ayrılma, benliği inşa etme, otoriteye karşı gelme hikâyesini fantastik bir çıkış noktasıyla birleştirmesi filmin gerilim dozunun da belirleyicisi. Bu çıkış noktası hikâyeyi oyuncaklı bir yapıya sürüklemekten ziyade, otoritenin kurduğu gerçeklik algısını yıkan illüzyona dair bir eleştiriye de dönüşüyor aynı zamanda. Bu ‘ilginç’ kombinasyonun dramatik yapıyı elinde oyuncak etmeden olabildiğince sade bir yönetmenlikle birleştirmesi de filmin gerilim bazlı hikâye kurgusunu sekteye uğratmadan sonuca ulaştırıyor. Thelma’nın kendini bulma süreci, bu karanlık atmosferin arasında kendi kabusundan uyanan benliğin yarattığı aydınlıkla biçimleniyor.

Paylaş!