The Beguiled

Sofia Coppola’ya Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü kazandıran The Beguiled, Don Seigel’ın 1971 tarihli filminin yeniden çevrimi. Yeniden çevrimlerin, Amerikan sinemasının içine düştüğü yaratıcılık krizinden sıyrılabilmek için en sık başvurduğu yöntemlerden biri hâline geldiği günümüzde, Coppola özel bir yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtlıyor bu filmle. Amerikan İç Savaşı sırasında yaralı bir askerin, sadece kadınların yer aldığı yatılı bir okula sığınmasıyla açılan filmin anlatısı, olay örgüsü çatallandıkça zenginleşiyor. Sadece kadınların yer aldığı bir mekâna dışarıdan gelen erkeğin bir arzu nesnesine dönüşü, hem kadın-erkek arasındaki cinsel gerilimi, hem de kadınlar arasındaki çekişmeyi tırmandırıyor. Her biri farklı kişisel özellikler taşıyan, farklı yaşlardaki kadınların, bu arzu nesnesine yaklaşımındaki nüanslarla daha da değerlenen metnin, Coppola’nın filmin her anına sirayet eden usta işi yönetimiyle birleşimi The Beguiled’ı özel bir filme dönüştürüyor. Özellikle filmin hemen hemen tamamının geçtiği tek mekân üzerindeki hakimiyeti ve kontrolden çıkmaya müsait metnin iplerini bir an olsun bırakmaması, Coppola’nın Cannes’da kazandığı ödülün ne kadar haklı olduğunu kanıtı gibi.

 

Tehran Taboo

İlk gösterimi Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde yapılan Tehran Taboo, yönetmen Ali Soozandeh’in ilk uzun metrajlı filmi. Yönetmen, İran’daki baskıcı rejimin bireylerin hayatlarında yarattığı kırılmalara odaklanan anlatısında, Richard Linklater’ın Waking Life (Hayata Uyanmak, 2001) ve A Scanner Darkly (Karanlığı Taramak, 2006) filmlerinde kullandığına benzeyen bir animasyon tekniğine başvuruyor. Bu tercihin, filmin zaman zaman gereğinden fazla doğrudan olan söyleminin biraz daha seyrelerek seyirciye ulaşmasını sağladığı ve metnin insancıl yanını güçlendirdiği söylenebilir pekâlâ. Yakın çevrede yaşayan dört ana karakteri merkezine alan yapısının kesişen hayatlar klişesine düşmesi çok olasıyken, yönetmen bu bir araya geliş durumunu bir kadın dayanışması üzerinden şekillendirerek izleyiciyi, bayat bir anlatıyla karşı karşıya bırakmıyor. İran’daki kadınların gündelik hayatlarında yaşadıklarına dair bir başyapıt diyebileceğimiz, Panahi imzali Dayereh (Daire, 2000) kadar incelikli bir film olmasa da Tahran Taboo, sözünü sakınmamasıyla cesur, bireylere samimi yaklaşımıyla dokunaklı ve kayda değer bir ilk film.

 

Paylaş!