Córki dancingu (Deniz Kızlarının Şarkısı)

Polonyalı kadın yönetmen Agnieszka Smoczynska, ilk uzun metrajlı filmi Córki dancingu’da türler arasında gezinerek kağıt üzerinde oldukça ilgi çekici görünebilecek tuhaf bir hikaye anlatıyor seyirciye. İşletmecileri tarafından yakalandıkları bir gece klübünde sahne anlamaya başlayan, insan yiyen kardeş iki deniz kızının öyküsü biraz müzikal, yeri geldiğinde korku, ara ara romans ve eser miktarda da komedi tadı barındırıyor. Ama yönetmenin aklına gelen, ilk anda ilginç tınlayan her fikri filme koyma konusundaki ısrar, bu türler arasında organik bağ kurulmasını ciddi anlamda engelliyor. Bu haliyle yamalı bir bohçadan hallice görünen Córki dancingu’dan geriye sadece filmin yükseldiği müzikal sahneler ve kaçan bir fırsat hissiyatı kalıyor.

The Eyes of My Mother (Annemin Gözleri)

Nicolas Pesce’nin ilk işi The Eyes of My Mother, belli ki It Follows (Peşimdeki Şeytan) The Witch gibi son yıllarda sinema sanatına dair duyarlılıklarıyla dikkat çeken korku filmlerinden biri olma niyetinde. Fakat ne siyah beyaz sinematografisi ne de birkaç ilginç kamera açısı bu filmi bahsi geçen türdeşlerinin seviyesine çıkarmaya yetiyor. Karakter gelişimi mefhumundan nasibini almamış dümdüz senaryosu ve 75 dakikalık kısa sayılabilecek süresi boyunca dahi sürekli kendini tekrar eden olay örgüsü, filmi başladığı yerde bırakıyor; ileriye doğru bir adım bile atmıyor. İzbe bir evde yaşayan Francisca’nın nedeni belirsiz bir kötücüllük sonucu öldürülen annesinin ardından içine düştüğü yalnızlığın etkisiyle yaşadığı karanlık sürece odaklanmak niyetindeki The Eyes of My Mother, genç bir kadının bir takım insanlara yaptığı kötülükler eşliğinde geçmişinden kopamamasını anlatan stilize görünme derdindeki sığ bir denemeden fazlası değil.

 

Paylaş!