DARK RIVER | KARANLIK NEHİR
İngiliz yönetmen Clio Barnard, 2014 yılında yine !f İstanbul salonlarında izlediğimiz The Selfish Giant’ın ardından gelen yeni filmi Dark River’la bir kez daha ülke sinemasının sosyal gerçekçi damarını sıkıca kavrarken dokunaklı bir hikâye anlatmayı başarıyor. 15 yaşında ayrıldığı evine, babasının ölümünün ardından dönüyor filmin ana karakteri Alice. Hâlihazırda, Yorkshire kırsalındaki bu izbe yerde yaşamakta olan erkek kardeşiyle evin mülkiyeti üzerinden girdiği tartışma filmin de temel çatışmasını teşkil ediyor. Mülkiyet konusundaki bu anlaşmazlık dalgalanarak sürerken, Alice eski evinin odalarında, koridorlarında dolandıkça çocukluğuna dair kötü hatıralar yeniden ete kemiğe bürünüyor. Böylelikle bu geri dönüş, Alice’in zaten hiçbir zaman unutmadığı bu anılarla bir yüzleşmeye dönüşüyor. Filmin gerçek zamanına, nefis bir montaj marifetiyle, örneğine zor rastlanabilecek dinamikte iliştirilen hatıralar, evin kendisiyle, Alice’in hatıraları arasında kurulan paralelliğine sağlam bir zemin oluşturuyor. Mülkiyet kavramına, bireyin geçmişi üzerinden getirilen bu yorumla zihin açıcı bir noktaya evrilen Dark River, adım adım açılan geçmiş sırlarıyla da tıkır tıkır işleyen bir gerilime kavuşuyor. Buna bir de iki kardeş arasında dile getirilemeyen hislerin yakıcılığı eklenince ortaya sosyal gerçekçi yaklaşımından taviz vermeyen sahici bir dramla, ayakları yere basan ağır tonlu bir gerilimin lezzetli karışımı çıkıyor.

HAGAZUSSA | HAGAZUSSA: BİR KAFİRİN LANETİ
Korku janrında bir süredir heyecan verici gelişmeler var. Ana akım korku filmlerinin tek düzeliğinden bunalanların imdadına hızır gibi yetişen bağımsız filmlerin türe yeni bir soluk getirdiği rahatlıkla söylenebilir. Hagazussa, bu furyaya Avrupa’dan katılan bir ilk film. Genç yönetmen Lukas Feigelfeld’in yazıp yönettiği yapım, konu itibarıyla akla The Witch’i (2015) getiren, Orta Çağ Avrupası’nda geçen bir cadılık hikâyesi. Gözlerden ırak bir köyde, yöre halkının cadı olmakla itham ettiği genç bir kadının hayatını çocukluğundan itibaren ele alan film, türün kurallarını kendince eğip bükerken, bir yandan da kasten toplum dışına itilmiş bireyin psikolojisine alan açıyor. Tarihin her diliminde toplum tarafından baskılanmış kadınlığa dair güçlü ve sert sözlerini usul usul seyirciye geçirmekteki yetkinliği, filmi metinsel olarak da iddialı bir seviyeye çıkarıyor. Psikolojik dram ve korku arasından gidip gelen anlatı, dingin ve rahatsız edici bir üslupla, soğuk renklerin domine ettiği güçlü bir sinematografiyle perdeye yansırken, Yunanlı grup MMD’nin müziğinin işlevsel kullanımı filmin soğuk havasını daha da güçlendiriyor. Kısmen kitlesel fonlama yöntemiyle tamamlanan bir mezuniyet filmi olan Hagazussa, heyecan verici bir yönetmenin de habercisi aynı zamanda.

Paylaş!