Eğlenceli bir seyir vaat etmeye yetecek kadar merak uyandırıcı detaya sahip Collide (Otoban) kâğıt üzerinde. Hollywood’un yeni jenerasyonundan dikkat çekici iki genç oyuncu, usta sıfatını seneler önce hak etmiş iki aktör, beklenti düşük tutulduğunda bu klasmandaki bir filmin içine girebilmeyi kolaylaştıracak bir öykü ve büyük ekranda izlerken heyecan katsayısını yükseltmeye fazlasıyla yetecek araba takip ve aksiyon sekansları… Hatta biraz daha iyi niyetli yaklaşırsak, iyi çekilmiş aksiyon sekanslarıyla iki usta oyuncunun karşılıklı olarak hünerlerini sergileyeceği sahnelerin akla Michael Mann’in başyapıtı Heat’i (Büyük Hesaplaşma) getirmesi bile olası. Üzgünüm, Collide bunların hiçbiri değil.

Hikâyenin bir saat sonra ulaşacağı noktayı gösteren bir flash forwardla açılıyor Collide. Yaşanmış olması muhtemel bir kaza sonucu ters dönmüş bir otomobilin içinde yaralanmış vaziyette görüyoruz Nicholas Hoult’un canlandırdığı esas oğlan Casey’i. İnsanların hayatta yaptıklarının sebepletiyle ilgili konuşuyor Casey’nin dış sesi. Kendi sebebinden bahsediyor takla atmış arabanın içinde, o şartlarda hayatta kalabilmesini sağlayan şeyin aşk olduğunu söylüyor. Dokunaklı bir aşk hikâyesinin çevrelediği sert bir aksiyon filmiyle karşı karşıya olduğumuzu ummaya başlıyoruz.  Yanıldığımızı anlamamız fazla uzun sürmüyor.

Günümüzün çekim teknolojileri ele alındığında, kalburüstü aksiyon sekansları çekmek, yapımın yeterli bir bütçesi varsa büyük bir sinemasal meziyet gibi görünmüyor. Ama bu sekansların aynı zamanda, yapımın son tahlilde iyi bir aksiyon filmi olmasına yetmediği de muhakkak. Eğer çıkış noktası kavramının içini kasıtlı bir şekilde boşaltıp tamamen aksiyonun kendisine odaklanan John Wick ya da aksiyon yoğunluğunun neredeyse avant garde bir hal aldığu Mad Max: Fury Road gibi örneklerden söz etmiyorsak, söz konusu türe ait bir filmi iyi addedebilmek için olay örgüsünün tüm o yüksek tempolu sahneler arasında buharlaşıp kaybolmadan sağlam temellere oturması en hayati gerekliliklerden biri. Hele ki yukarıda bahsettiğim türden derinlik-li olmaya çalışan- açılışıyla, “Aşkın için ne kadar ileri gidebilirsin” gibi bir sloganla Collide, kendini tamemen böylesi bir beklentiyi yaratacak şekilde konumlandırıyor. Lakin Casey’nin uğruna ölümü göze alacağı aşkın gelişimi öylesine basit ve boyutsuz bir şekilde aktarılıyor ki tipik bir gece kulübü flörtleşmesinin nasıl bir anda böylesine alev aldığına ikna olmak hiç de kolay olmuyor.  Casey’nin Felicity Jones’un canlandırdığı Juliette’le ilişkisinin gelişimi ne kadar derinlikten uzaksa, genç kadının böbrek nakline ihtiyacı olduğunun ortaya çıkışı da senaryoya o ölçüde yarım yamalak iliştirilmiş görünüyor. Casey’nin Juliette’nin gönlünü kazanmak uzaklaştığı suç dünyasına dönüşü yine inandırıcılıktan uzak bir şekilde birkaç dakika içinde, sevgilisinin hayatını kurtarmak için oluyor. Film, bu ilişki minvalinde söyleyecek hiçbir şeyi olmadığının farkında ve bir an evvel sunacağı tek şey olarak aksiyon sahnelerine geçmek istiyor bir nevi. Bu asla kabul edilemeyecek bir tercih değil elbet ama filmin sunmayı vaat ettiğiyle sunduğu arasındaki makasın açıklığı kabul edilmesi zor bir boyutta.

Collide’ın seyirciye sunduğu diğer bir ilgi çekici nokta, Köln suç dünyasında patron konumunda bulunan iki karakteri canlandıran usta oyuncular Anthony Hopkins ve Ben Kingsley. Filmin afişinde bu iki ismi yan yana görmek bile heyecan verici bir durum. Ama filmin çok zayıf metni içinde bu iki büyük aktör de kaybolup gidiyorlar adeta. Hopkins’in canlandırdığı Hagen Kahl, film boyunca bir çatışma ve çekişme içinde olduğu Kingsley’in canlandırdığı Türk uyuşturucu dağıtımcısı Geran’a göre daha yüksek mevkide bir suç lideri. Bu imajı desteklemek istercesine entelektüel bir yön eklenmek istenmiş Alman bir karakter olan Kahl’a. Sir düzeyinde konuştuğu İngilizcesiyle yerli yersiz yaptığı edebiyat alıntıları ve anlattığı anekdotlar neredeyse gülünç kaçıyor çoğu yerde. Aynısı Geran için de geçerli. Doğululuğunun altını kalınca ve kabaca çizen aksanı, tuhaf kostüm tercihleriyle karikatürize bile görünmüyor bu karakter. Filmin senaryosunda da parmağı olan yönetmen Eran Creevy, ciddiyet dozajını kısıp, kurduğu dünyaya bu karakterleri içlerini boşaltacak şekilde yerleştirseymiş, Collide seyirciden kendini ciddiye almasını talep etmeyen, daha hafif ve daha rahat tüketilen bir gişe filmi olabilirmiş bir ihtimal. Bu haliyle temiz çekilmiş aksiyon sahnelerinden başka pozitif bir yönü olmayan, inandırıcılıktan ve sürükleyicilikten uzak olay örgüsü içinde üstünkörü yazılmış karakterlerin koşuşturmacasından fazlası değil.

Paylaş!