Kategori

ELEŞTİRİLER

You Were Never Really Here: Bilinç Sineması

Hafıza nasıl çalışır? Neyi, ne şekilde hatırlarız? Hafıza bir bütün müdür, yoksa parçalardan mı meydana gelir? İlk gençlik günlerimizde hoşlandığımız bir kişiye duygularımızı ilk kez ifade ettiğimiz anın dakikalar öncesinde neler yaptığımızı hatırlıyor muyuz; ya da ailemizle girdiğimiz ilk ateşli

Film Stars Don’t Die in Liverpool: Sadece Yıldızlar Hayatta Kalır

40’lı yılların Amerikan sinemasının en parlak dönemi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Citizen Kane (Yurttaş Kane,1941) It’s a Wonderful Life (Şahane Hayat, 1946), The Best Years of Our Lives (Hayatımızın En Güzel Yılları, 1946) gibi filmlerin yanı sıra Orson Welles, Humphrey

37. İstanbul Film Festivali Günlükleri #6 – Obscuro Barroco, Disobedience

OBSCURO BARROCO

Kamerasını Brezilyalı ikonik kuir figürü Luana Muniz’e doğrultup bir insanla bir şehir arasından kurulabilecek paralelliklerin peşine düşüyor yönetmen Evangelia Kranioti bu ikinci belgeselinde. Rio de Janeiro görüntüleri üzerine konuşurken dinliyoruz Muniz’i. Burayı hem cennet hem de cehennem gibi

Thelma: Dışarıda ve Uzak

Joachim Trier’in ilk uzun metrajı Reprise’ın (Tekrar, 2006) açılışında posta kutusu önünde konuşan iki genç erkek ile karşılaşırız. Gençlerden biri kendisine şu soruyu sorar: “Gerçekten dünyayı buna maruz bırakmak istiyor muyum?” Trier’in bir yönetmen olarak kendisini dünyaya sunuş şeklidir

Phantom Thread: Terzinin Gizli Laneti

Paul Thomas Anderson, itaat kavramını ve yetkinlik alanı zedelenmiş benliğin çıkmazlarını resmetmek konusunda kendi sinema dilini her filminde bir üst seviyeye çıkaran ve her yönetmene nasip olmayan bir yol izledi. Yönetmenin ilk filmi Sydney’den (1996) şimdilik son filmi Phantom

The Shape of Water: Ödül Sezonunun Şifresi

Soğuk Savaş, adı üzerinde, tarafların sıcak temasa girmediği, aynı fiziki ortamda bulunmadığı bir süreçti. İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan 90’larınbaşına kadar süren bu zaman diliminde savaşın tarafları, kendi halklarını düşman konumundaki ülkelere karşı doldurmak adına iletişim araçlarını kullanmaktan geri durmadılar. Bu

Phantom Thread: Haute Couture Sinema

Paul Thomas Anderson, kurguladığı sinema evrenlerinin kavramsal derinliği ve estetik zenginliği bağlamında, filmografisinin her basamağında özgün sinema deneyimi inşa etmeyi başarmış nadir yönetmenlerden. Deneyim olarak sinema anlayışı, tıpkı Stanley Kubrick ve Miloš Forman’da olduğu gibi, anlatıların kök saldığı apayrı zaman,

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri: O Da Bir Ana

2016 yılının en değerli filmlerinden biri olan Manchester by the Sea (Yaşamın Kıyısında) sayesinde bir trajedinin atlatılamaması üzerine bugüne kadar yapılmış en iyi filmlerden birini izlemiştik. Yaptığı bir hata sonucu iki kızının da yanarak ölmesine sebep olan Lee’nin hiçbir şekilde

Darkest Hour: Benim Dilimle Hatırla

Geçtiğimiz yüzyılın dünyaya bugünkü şeklini veren siyasi vitrininin belki de en cilalı köşesinde oturan politika yıldızı Winston Churcill, büyük prodüksiyonlu bir biyografik yapım için yansıtıldığı beyazperdeyi dolduracak en büyük isimlerden biri kuşkusuz. Özellikle günümüzde Brexit sonrası Birleşik Krallık’ın politik gündeminin

Aus dem Nichts: Bu Bir Fatih Akın Filmi Değildir

Aus dem Nichts (Paramparça, 2017), gerek Cannes Film Festivali’nde başrol oyuncusu Diane Kruger’ın En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanması, gerek En İyi Yabancı Film Oscar Adaylığı mücadelesiyle senenin hiç kuşkusuz en konuşulan filmlerinden. Elbette bu başarı, özellikle Türk seyircisi açısından

Aus dem Nichts: Gidilecek Bir Deniz Yok!

Fatih Akın kariyerinin başından beri yetiştiği coğrafyanın ve kendi neslinin kimlik oluşturma çabasının tezahürünü sunmayı amaç edinen bir yönetmenliğin izinden gitti. Almanya’daki göçmen ailelerin Türkiye ve Almanya arasında kalmış çocuklarının oluşturduğu bu yeni nesil, iki ülkenin insanlarının kimliklerine dair sosyolojik

Nelyubov: Zvyagintsev’in Kuklaları

Uluslararası film festivallerinin, ödüllendirilen filmler aracılığıyla belirli ülkelerin kültürel dinamikleri, sosyolojik yapıları, alışkanlıkları bağlamında oluşturulan sinematik temsiller, güncel bağımsız sinemanın en çok beslendiği alanlardan biri. Özellikle son yıllarda politik ve sosyal problemler etrafında şekillenen bu temsiller, sistematikleştirilmiş görsel kodlara bürünerek

Toivon tuolla puolen: Yatak Odası ya da Çöplük

Mülteci sorunu, günümüzde dünya gündemini en çok meşgul eden konuların başında geliyor. Avrupa Birliği’nin 2017’de açıkladığı sayılara göre dünya üzerinde 65 milyon insan, çeşitli olumsuz sebepler dolayısıyla evlerini, ülkelerini terk edip hayatlarına mülteci olarak devam ediyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş

Thor: Ragnarok: Kıyamete Kadar Kapattım Kalbimi

Marvel evreninin Thor’u Chris Hemsworth’la beyazperdeye taşıma macerası 2011 yapımı Thor’la başladı. Kenneth Branagh yönetmenliğindeki ilk filmin ardından 2013 yılında Alan Taylor’ın yönetmenliğini üstlendiği Thor: The Dark World (Thor: Karanlık Dünya) seriyi devam ettirdi. İskandinav mitolojisinin en popüler tanrısı

Good Time: New York, New York!

John Cassavetes’in 40,000 dolar gibi düşük bir bütçeyle çektiği ilk filmi Shadows (Gölgeler, 1959), sinema tarihçisi Geoff King tarafından “1950’ler ve 1960’lar Amerikan alternatif filmleriyle, sonrasında gelen bağımsız hareketin arasında bir köprü” olarak tanımlanır.[1] Bu film, o döneme kadar

It: Ev Korkunun Doğduğu Yerdir

Sakin, mutlu, temiz, renkli ve huzurlu Amerikan banliyöleri, görünenin altında yatanı sorgulamaya niyet eden bazı yapımların popüler kültürün içine iyiden iyiye girmesiyle, ortak hafızamızdaki bu söz konusu özelliklerini kaybetmeye başlayalı çok oldu aslında. Bir çırpıda aklımıza gelen David Lynch imzalı

Dunkirk: La Grande Illusion

“Britanya hükmet!
Hükmet dalgalara Britanya
Britonlar asla köle olmayacaklardır”[1]

Britanya’nın en bilinen marşlarından biri olan “Rule Britannia”, İskoç şair James Thomson’ın şiirinin Thomas Augustine Arne tarafından bestelenmesiyle 1740 yılında ortaya çıkmıştır. Yazıldığı dönemle birlikte düşünüldüğünde içerik itibarıyla gayet makul

Three Generations: Görünmez Kimlikler

Three Generations (Üç Nesil), adından da belli olacağı gibi özellikle üstünde durduğu jenerasyon farkını üç ana karakter üzerinden şekillendirerek erişkinlik olgusunu seyirciye aktarmayı amaç edinmiş bir yapım. Gaby Dellal’ın yönetmenliğini üstlendiği ve senaryosunu Nikole Becwith’le birlikte kaleme aldığı film, Elle

Personal Shopper: Yalnızlık Hikâyesi

Olivier Assayas’ın kendisine Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü kazandıran son filmi Personal Shopper’ın (Hayalet Hikâyesi) anlatısının temelini teşkil eden ölüm ve sonrasında gelen keder, yönetmenin uzak olduğu bir konu değil. 2008 tarihli L’heure d’été’de (Yaz Saati) benzer bir

Mil-jeong: Anti-kahramanın Farklı Yüzleri

Daha ziyade Dalkomhan insaeng (Acı Tatlı Hayat, 2005) ve Ang-ma-reul bo-at-da  (Şeytanı Gördüm, 2010) filmleriyle tanınan ve başarısızlıkla sonuçlanan bir Hollywood girişiminden sonra vatanı Güney Kore’ye geri dönen Kim Jee-woon, son filmi olan Mil-jeong (Karanlık Görev, 2016) ile özellikle ülkesinde

Salt and Fire: Herzog Usulü Fiyasko

Werner Herzog sinemasında insanın doğayla ilişkisi ve bir bütün olarak doğa önemli bir yer tutar. Aguirre, Tanrının Gazabı (Aguirre, der Zorn Gottes, 1972) ve Fitzcarraldo (1982) gibi ilk dönem kurmaca başyapıtlarından, Encounters at the End of the World (2007) ve

© 2018 — APARTMAN SİNEMASI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR — YUKARI ↑