Aus dem Nichts (Paramparça, 2017), gerek Cannes Film Festivali’nde başrol oyuncusu Diane Kruger’ın En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanması, gerek En İyi Yabancı Film Oscar Adaylığı mücadelesiyle senenin hiç kuşkusuz en konuşulan filmlerinden. Elbette bu başarı, özellikle Türk seyircisi açısından Fatih Akın’ın son filmini hayranlıkla karşılayıp bağrına basmak için yeterli bir sebep gibi görülebilir. Ancak, son yıllarda Akın’ın çizgisi 2000’lerin başında oluşturduğu görsel kimliğinden gitgide uzaklaşmakta. The Cut (Kesik, 2014), Ermeni soykırımı etrafında alevlenen polemikleri ve Türkiye’de yaşanan vizyon problemlerini anlatı kurgusunun yetersizliğini gizlemek için kullanan sansasyonel bir vizyon manevrasından ibaretti. Geçtiğimiz yıl seyirci karşısına çıkan Tschick (Elveda Berlin, 2016) ise gençlik filmleri klişelerinde boğulan, ısmarlama stüdyo estetiğinin ötesine gidemeyen bir başka hayal kırıklığı. Aus dem Nichts, tam da Akın’ın yönetmen kimliğinin tepetaklak yuvarlandığı bu uçurumun dibinde bulunmakta.

Aus dem Nichts’in hikâyesi Diane Kruger tarafından canlandırılan Katja isimli genç bir kadının, kocası ve oğlunu dükkanlarına yapılan bombalı saldırı sonucu kaybetmesi etrafında şekilleniyor. Epizodik anlatım biçimini benimseyen yönetmen, anlatının ilk kısmını Katja’nın yaşadığı psikolojik çöküntü ve saldırganların kimliğini tespit etmek için verdiği mücadele gibi polisiye gerilim filmlerinin karakteristik motifleriyle donatıyor. Özellikle bu bölüm, Kruger’ın oyunculuğu ve olay örgüsündeki merak unsurlarıyla hikâyeyle ilgili beklentileri yükseltmeye oldukça müsait. Ancak Akın, özgün görsel dinamikler yaratmak yerine, sırtını Kruger’ın performansına yaslamakla yetiniyor. Bu tercihi film afişi ve tanıtımlarında da görmek mümkün, Aus dem Nichts, Fatih Akın’ın değil, Diane Kruger’ın imzasını taşıyor adeta. Dolayısıyla sinema jestlerinden mahrum, oyuncu odaklı bir mizansenle karşı karşıya kalıyor seyirci.

Katja’nın kocasının Kürt kökenli olmasının ışığında saldırganların neonazi bir çift olduğunun ortaya çıkması filmi bambaşka bir sinematik türün topraklarına sürüklüyor. Yargılama sürecini kapsayan ikinci bölümde gerilim atmosferinden mahkeme filmleri klişelerine geçiş yapan yönetmen, Katja karakterini tamamen merkeze alarak anlatı zincirini bir arada tutan suçlu, avukat gibi karakterleri çalakalem eskizler hâlinde unutmuşa benziyor. Hukuk sistemi ve adalete yönelik ilkokul müsameresi estetiğinde yapılan eleştirilerin yanısıra azınlık ve göçmenlik sorunlarına da göz kırpmayı ihmal etmeyen Aus dem Nichts, hiçbir şekilde politik doğruculuk radarından kaçamıyor.

Aus dem Nichts’in söylem sorunları ne yazık ki burada bitmiyor. Getirdiği adalet eleştirisini üçüncü bölümde ters yüz ederek, Katja karakterini hikâyenin görsel bütünlüğüyle çelişen içsel bir intikam yolculuğuna çıkarıyor. Film boyunca duygusal gelgitler aracılığıyla hedeflenen karakterle özdeşleşme durumu, şiddet söz konusu olduğunda oldukça sorunlu bir hâl alıyor. Zira Aus dem Nichts, kendi adaletini kendi yaratan bir modern birey tasviriyle şiddetin gerçekliğini işaret etmekten çok daha fazlasını yapıyor; onu seyirci nezdinde meşru kılıyor ve her yönüyle sorunlu bir eylemin savunucusu hâline geliyor. Film sonunda ekranda beliren istatistiki veriler ise söylemini resmi bir zemine oturtmayı hedefleyen ucuz bir manevradan başka bir şey değil.

Toplumsal ve politik problemlere dikkat çekmeyi amaç edinen, “tezli film” olarak adlandırabileceğimiz bu tarz yapımlar, söylemleri bağlamında eleştirilmeye oldukça müsait. Akın’ın “biraz ondan biraz bundan” minvalinde kurguladığı, psikolojik drama ve polisiye türleri arasında sıkışıp kalmış bu eklektik yapının, kendi söylemini oluşturmaktan bile aciz olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla Kruger’ın Akın karşısındaki baskın konumu, Katja’nın eylemlerinin filmin bütünüyle olan ilişkisinde de karşımıza çıkıyor. Sonuç olarak Katja karakteri kendini imha etmekle yetinmeyip Aus dem Nichts’i de beraberinde “paramparça” ediyor. Akın’ın bir sonraki projesinde hayatta kalıp kalmayacağı ise kesinlikle merak konusu…

Paylaş!