O Som ao Redor (Komşu Sesler) isimli ilk kurmaca uzun metrajıyla ilgi çeken Brezilyalı yönetmen Kleber Mendonça Filho’nun 2016 Cannes Film Festivali ana seçkisinde yarışan ikinci filmi Aquarius, değişen şehir yaşamının ve agresif yapılaşmanın kişisel değerleri yutma çabasını detaycı bir karakter portresi üzerinden irdeliyor. 60’lı yaşlarında bir müzik eleştirmeni olan Clara’nın koca bir ömrü geçirdiği apartman dairesini büyük bir inşaat şirketine karşı savunuşu, filmin kurgusuna zemin oluşturuyor.

Üç bölüme ayrılan filmin ilk bölümünde Clara’nın gençlik yıllarını, kanseri henüz atlattığı dönemi görürken aynı zamanda ailesinin genişliğine ve canlılığına da tanık oluyoruz. Bu tanıklığa mevzubahis apartman dairesi evsahipliği yapıyor. Sonraki iki bölüm ise günümüze daha yakın bir zaman dilimini kapsıyor; fakat bu dilim de esasında birkaç yıla yayılan bir süre. Okyanus kıyısındaki küçük apartman, böylesi bir zaman diliminde Clara’nın yaşadıklarına tanıklık ediyor. Bu tür bir tanıklık da ister istemez bu apartmanı, sahibinin yaşamından, kişiliğinden ve zihninden ayrı düşünülemez bir hale getirmiş oluyor. Filmin asıl derdi de daha büyüklerinin yapılması için yıkılması planlanan apartmanın ışığında, günümüz şehirlerinin hızlı ve sert bir şekilde değişen çehrelerininaynı zamanda bireylerin hafızasına ve yaşama tutunuşlarına uyguladığı baskı ve değişim zorunluluğunu hissedilebilir kılmasında görünür oluyor.

Aquarius’u kaba bir sosyal gerçekçi film olma tehlikesinden kurtaran şey ise başkarakterinin hayatının zorlu, mutlu ve heyecanlı anlarını, zamanda ileri-geri gidip gelerek, renkli bir biçimde sunmasında yatıyor. Böylece Clara, evini korumaya çalışan sıradan bir kadından ziyade kişisel zevkleri, cinsel arzuları, yakın çevresi ve ailesiyle olan gelgitli ilişkileri çerçevesinde çizilen kanlı canlı bir insana bürünüyor. Clara’nın yaşamının akışına odaklanan ve apartmanda yalnız başına yaşamasına dair korkularını temsil eden fantezi öğeleriyle beslenen filmin sonlara doğru yaptığı hamleler ise anlatının tutarlılığını zedeliyor. Film süresince mevzubahis olsa da bilinçli şekilde odak dışı bırakılmaya çalışılan, inşaat şirketi ile Clara arasındaki mücadelenin nereye varacağı meselesi aceleci ve tatmin etmeyen bir sona bağlanarak yadırgatıcı bir duygu bırakıyor.

İkna etmeyen kimi tercihlerine rağmen hikayeyi karakterin önüne çıkarmayıp iyi bir denge kuran Aquarius, en nihayetinde anlatısına eklemlendirdiği kendine has sahnelerin çekiciliği nedeniyle akılda kalmayı başaran bir çalışma oluyor.

Paylaş!