FOTBAL INFINIT | SONSUZ FUTBOL

Bükreş’in Doğusu, Politist, adjectiv, Bükres’e Gece Çöktügünde Ya Da Metabolizma, ve Hazine gibi filmlerinden hatırladığımız Çağdaş Romen Sinemasının önemli yönetmenlerinden Corneliu Porumboiu’nun Şubat ayında Berlinale Forum bölümünde açılan yeni belgeseli Fotbal Infinit, futbol üzerine oldukça eğlenceli bir belgesel. Daha önce Al doilea joc ile yine futbol üzerine düşünen bir film ile karşımıza çıkan Porumboiu, bu kez futbolu kendi alternatif kurallarıyla yapı bozuma uğratmaya çalışan eski futbolcu ve bürokrat arkadaşı Laurentiu Ginghina ile sohbeti üzerinden belgeseline şekil veriyor. İçeriği ve oynandığı sahaya kadar futbolun dünyasını bambaşka bir evrene taşıyacak önerileri olan Ginghina oldukça kişisel gibi görünen fikirlerine Porumboiu’nun yerinde katkılarıyla dikkatimizi kaybetmeden kolayca adapte olmamıza olanak sağlıyor. Hatta dinlerken, hem Romanya’nın hem de Porumboiu’nun geçmişi gereği kişisel bir perspektiften toplumsal ve siyasi bir arka plana taşınmasını sağlıyor. Çavuşesku döneminde siyasi yapılanmaya şekil veren ve Romanya’nın merkezinde yer alan futbol olgusunun, Fotbal Infinit’de gördüğümüz ‘sonsuzluğa’ taşınma fikri, geçmişiyle hesaplaşmasını sürdüren bir toplumun naif hafıza kırıntılarının da bir bakıma temsili. Tabii futbolun dünya için de ne kadar önemli ve de politik bir ‘etkinlik’ olduğunu unutmadan… Fotbal Infinit, Al doilea joc kadar farklı biçimsel denemeler taşımasa da, Porumboiu kendisinden daha fazla belgesel görmemiz gerektiği hissini epeyce canlı tutturuyor.

CANIBA | YAMYAM

I can feel it in the air
Feel it up above
Feel the tension everywhere
There is too much blood
Too much blood, well alright

The Rolling Stones – Too Much Blood

Leviathan ile etkisini tanımlamakta zorlandığımız derecede güçlü bir belgesele imza atan Lucien Castaing-Taylor ve Verena Paravel ikilisi, bu kez o güçlü deneyimi balıkçı teknesinden bir yamyamın yüzündeki gözenekler ve kıvrımlara taşıyor. -Sanırım onların yarattığı sinema biçimindeki etkinin farklılığını yüz demek yerine gözenek/kıvrım demekte bulabiliriz.- Neredeyse 40 yıl öncesinde yaşanmış bir olaya gittiğimiz Caniba’da, Sorbonne’da öğrenciyken sınıf arkadaşını yalnızca öldürmekle yetinmeyip onu yiyen Issei Sawaga’nın ruh hâline belki de onun bile göremeyeceği kadar yakından bakıyoruz. Akli dengesi yerinde olmaması sebebiyle yargılanmadan Japonya’ya geri gönderilen Sawaga’nın geçmişte yaptığı bu şey ne yazık ki hikâyenin ufak bir kısmı. Psikolojik olarak çok tehlikeli ve ağır bir kanibalizmi bünyesinde taşıyan Sagawa’yı daha da tehlikeli kılan üzerinde yaşadığımız dünya belki de. Bu olay sonrasında Sagawa’nın popülaritesi gittikçe artıyor, bir insanı yemek üzerine tüyler ürperten düşüncelerinin epeyce önemsendiği platformlarda bile yer bulup paralar kazanıyor. Bir kitap yazıyor, yerel gazetede kendisine köşe buluyor, Unfaithful Wife: Shameful Torture başta olmak üzere bazı filmler hatta pornolarda bile yer alıyor. Ölümünün de bir yamyamın ellerinden olmasını dileyen, yeterince tehlikeli bir ruh hâline sahip bu insanın hayatı hakkında ufak birkaç cümle bile okusak tüylerimiz diken diken olabilir ama Lucien Castaing-Taylor ve Verena Paravel’in Sawaga’yı anlatış tarzı biçimsel olarak bu etkiyi ikiye katlıyor. Caniba, son derece tavizsiz ve soğuk kanlı aktarıyor her şeyi. Film boyunca çoğunlukla Sagawa’nın yüzüyle yakın temas halinde olsak bile gözümüzü bir an olsun ayırmamıza fırsat tanımıyorlar. Venedik Film Festivali’nin Venice Horizons bölümünden Jüri Özel Ödülü’yle dönen Caniba, mutlaka deneyimlemeniz gereken bir yapıya sahip.

Paylaş!