The Farewell | Elveda

Bağımsız sinemanın kalesi Sundance Film Festivali’nin bu yılki gözdelerinden biri, Lulu Wang’in hem yazıp hem yönettiği The Farewell (Elveda, 2019) olmuştu. Yıllar önce dünyanın muhtelif yerlerine göçmüş olan aile bireylerinin, Çin’deki babaannelerine kanser teşhisi konulmasının ardından yaşadıklarını takip ediyor film. Tüm üyeler alelacele tertip edilen bir düğün için eve geri dönüyor; ancak asıl amaç, hastalığından bihaber olan babaanneyle vedalaşmak. Kameranın odağında ise 25 senedir New York’ta yaşayan favori torun Billi var. Değişen şehrin çocukluk anıları üzerindeki tahribatı, uzun yıllar yurtdışında yaşamanın yarattığı kimlik bocalaması ve anadil gibi bireyin doğduğu yerle kurduğu ilişkiye dair fikirlerini dile getiriyor Lulu Wang. Asıl sorular ise, Amerikan kültürünün bireyi temel alan yaklaşımının tam karşısına, Çin kültüründe kişinin ailesine/topluma ait olduğunun yerleştirmesiyle soruluyor. Çin geleneklerine göre aileler, ölümcül hastalığa sahip olan birinden hastalığının gizlenmesi gerektiğine inanıyorlar. Çünkü “bir insanı hastalık değil, kötü düşünceler öldürür”. Ancak Billi’nin ağzından konuşan yönetmen Wang, babaannesinin dünyayla vedalaşma ve yarım kalmış işlerini tamamlama hakkını savunuyor. Durumunu bilmesi gerektiğini düşünüyor. Billi’nin kendisiyle ve diğer aile fertleriyle çatışması kapanış jeneriğine dek sürüyor. The Farewell, film boyunca kendi inandığı doğruları dayatmaktansa, taraflara iyi gelecek olanlarını izleyiciyle birlikte aramayı teklif ediyor. Billi’nin arayışına da bol bol göz yaşı, gülümseme ve tatlı anılar eşlik ediyor. 

“Bu film gerçek yalanlardan uyarlanmıştır.”  yazısıyla açılan The Farewell, oldukça kişisel bir yerden yola çıkan Lulu Wang’in, bir nevi geçmişini hatırlama ve duygularına sahip çıkma hamlesi olarak yılın çarpıcı işlerinden biri olmayı başarıyor.

Nan Fang Che Zhan De Ju Hui | Güney İstasyonunda Randevu

 “Stil, vasatlık ve çürümeye karşı en iyi silahtır.” diyen Diao Yinan’ın son çalışması Nan Fang Che Zhan De Ju Hui (Güney İstasyonunda Randevu, 2019) yeni nesil bir suç filmi. Yinan, türün başat unsurlarından olan silahlı çatışma ve kovalamaca anlarını birbiri ardına eklemek yerine, soluklanıp sakinleşmeyi geçer akçe kılacak şekilde hizaya sokuyor. Hikâyesi için hayati önem taşıyan şeyin beklemek ve doğru anı kollamak olduğuna inandırıyor. Hatırlama ve anlatma seanslarıyla geriye dönüşler yapıp kat yerlerini açan film, motosiklet hırsızlığı yapan iki çetenin bölge paylaşımı esnasında anlaşmazlığa düşmesiyle start alıyor. Şiddet ve intikam sarmalı, taraflardan birinin yanlışlıkla bir polisi öldürmesine neden olunca, polis teşkilatı katil için bir sürek avı başlatıyor. Yinan olayların gelişimini hızlıca geçip, çemberin sürekli daraldığı ve katilin iyice sıkışmaya başladığı kısımlara odaklanmayı tercih ediyor. Bu hamle, biçim konusundaki niyeti için de nefis bir zemin hazırlıyor ve sıradan bir hikayenin doğurduğu handikap, stilize görsellik ile alaşağı ediliyor. Karakterlerin gölgeleri ya da mekanlardaki renkli neon ışıkları ile kurulan sahneler, büyük bir kısmı karanlıkta geçen filmin, film noir atmosferini perçinlerken, bol bol suskunluktan faydalanılması da, bireylerin güven konusundaki tereddütlerinin ve bir sonraki adımı atmadan evvel temkinli olmak zorunda kalmalarının emaresi oluyor. Şık bir görselliğin arka çıktığı ekonomik anlatı biçimi, her bir sahnenin önümüze konmadan evvel hassas bir teraziden geçirildiğini hissettiriyor. 

2014 yılında Berlin’de Altın Ayı’ya uzanan filmi Bai ri yan huo (Black Coal, Thin Ice, 2014) ile giriş yaptığı neo-noir sularındaki emin adımlarını sürdüren Çinli yönetmen, 2019’u çıtayı daha da yukarı taşıyarak kapatıyor.

Paylaş!