The Kindergarten Teacher | Anaokulu Öğretmeni

Yetişkin olmak, kendini gerçekleştirme yolculuğumuzda yolumuzu kaybettiğimiz, nereden gelip nereye gittiğimizin tereddütleriyle dolu, geçmişte takip ettiğimiz patikaların doğruluğundan şüphe duyduğumuz bir ana karşılık gelir. Zaman daralmaktadır ve ne olduğunu hâlâ bilmediğimiz o hedeften, hayal ettiğimiz benlikten hâlâ çok uzaktayızdır; geri dönüp her şeye yeniden başlamak, daha iyi, daha doğru seçimler yapmak isteriz ama akıntı geçmişteki hayallerin tersi yönündedir.

Anaokulu öğretmeni Lisa’nın, sınıfındaki küçük Jimmy’nin şiir yazmaya yönelik kabiliyetini keşfetmesinden sonra çocuğun yeteneğini saplantılı bir şekilde korumaya çalışmasını anlatan The Kindergarten Teacher (Anaokulu Öğretmeni, 2018), işte tam da bu çaresizlik, yetişkinliğin her adımında bu hayallerden biraz daha uzaklaştığını bilmek üzerine kurulu. Anlatı dinamiklerinin Lisa ve Jimmy arasındaki ilişki paralelinde şekillendiği film yalnızca çocukluk – yetişkinlik arasındaki gerilimlere değil, sanat söz konusu olduğunda kafaları kurcalayan yetenek sorununa da eğiliyor. Zira Jimmy, hayatı boyunca sanatla ilgilenip bir amatör olmaktan öteye gidemeyen Lisa’dan farklı olarak eşsiz bir kabiliyete sahip.

the kindergarten teacher ile ilgili görsel sonucu

The Kindergarten Teacher oldukça naif bir anlatıya sahip olsa da, Lisa’nın geçmişteki pişmanlıkları ışığında Jimmy’nin geleceğini inşa etmeye çalışması film boyunca özellikle kapalı mekân kullanımlarıyla tırmanan bir gerilimi de bünyesinde barındırıyor. Film, anaokulu sınıflarının sağladığı bu huzurlu mekan kurgusuna rağmen Lisa’nın, Jimmy’ye karşı sevecen ve yumuşak başlı tavırlarında kendi geçmişine yönelik hırs dolu ve bencilce bir tavır saklı olduğunu hissettirmekte oldukça başarılı. Özellikle karakterin psikolojik açıdan kırılma noktasına geliş sürecini, anlatı içinde öne çıkan sekanslar ve sert geçişlerden ziyade, kademli olarak artan bir tansiyon aracılığıyla aktarması, The Kindergarten Teacher’ı diğer psikolojik drama filmlerinden ayrı bir noktaya taşıyor. Seyirci bağlamında ise, filmdeki olayları ya da karakterleri olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirmeye imkân veren keskin bir ahlâki ayrımın mevcut olmadığını söylemek mümkün. Nitekim dramatik yapı da, karakterlerin siyah ve beyaz olarak karşı karşıya geldiği zıtlıklarla değil, insan psikolojisinin belirsizliğine uygun gri bölgeler etrafında şekillenmekte. Seyirci farkına bile varmadan kendini insanla ilgili temel ahlâki açmazların içinde bulmasında Maggie Gyllenhaal’ın performansının yadsınamaz bir payı olduğunu da belirtmek gerek. Kameranın yaşadığı hayal kırıklıklarına rağmen bıkıp usanmadan özverili öğretmen rolüne bürünen Lisa’yı merkeze aldığı sahnelerde, Gyllenhaal’ın nazik ses tonunda, yüz ifadesinde ve bakışlarında göz kırpan huzursuzluğunun bir arada bulunması, hikâyedeki gizli gerilimleri çok ince bir şekilde ortaya koyuyor. Yaşadığı dünyayı bir çocuk kayıtsızlığıyla deneyimleyen Jimmy’nin saflığında ise bilincine varılmamış bir acımasızlık saklı. Hayatın çok farklı noktalarından yöneltilen bakışların kesişmesi ne yazık ki pek mümkün olamıyor. Jimmy, şiirlerini belirsiz bir geleceğe doğru savururken, Lisa, elinde kağıt kalem, nafile bir çabayla kendine hiçbir zaman ait olamayacak kelimeleri yakalamaya çalışıyor neticede…

Paylaş!