Podcast 03×01 (Transit ve Christian Petzold Sineması)

Bu sezonu, Christian Petzold’un son filmi Transit’in izinde onun tarihle birlikte yol alan hayaletlerine ve kimliklerin çizdiği gelecek hayaline dair bir podcastle başlatıyoruz. Keyifli dinlemeler.

SounCloud’dan dinlenemek için:…

Yıllık Özel 50. Yaş Dosyası #2: 1968

Sinemanın yarattığı anlamı, dönemin ve toplumun ruhunu bir kenara bırakarak incelemek olanaksız. Doğrusal bir çizgide ilerlemeyen bu kolektif sanatı biçimlendiren her dönemeç, yönetmenlerin perdeye yansıttıkları görüntülerin de zamanın ruhuna göre şekillenmesine olanak tanıyor. Toplumun ve sosyal dinamiklerin değişimi hareketli görüntünün

Sen Neymişsin Be Cannes?

Rivayete göre Lumière kardeşlerin ilk filmlerinden birinde gara yaklaşan trenin üzerlerine geldiğini zanneden seyirciler dehşete kapılıp salonu terk eder. İşte tam da perdeye yansıyan görüntülerin gerçeklik yerine geçtiği bu noktada başlar sinema. Seyirci ve film arasında imzalanan bu anlaşma, gerçeklik

Claude Lanzmann: Orada Olmayan Şey

Yirminci yüzyıl tarihi ve bu tarihi kurgulayan modern insanın arasındaki dinamiklerin filmlerdeki temsili, bugün dahi sinema çevrelerinde güncelliğini koruyan konulardan biri… Çoğu zaman senaryo için arka plan görevi gören bu insanlık travmalarının, toplumsal hafızanın yeniden inşasında bir araç olarak kullanıldığı

Rättskiparen: Kimseye Ait Olmayan Gol

18 Kasım 2009… Şöyle kısaca bir düşündüğümüzde belki birçoğumuz için ‘ee, yani?’ sorusunu peşi sıra sordurtabilecek bir tarih olabilir. Hatırlatma amaçlı futbol anahtar kelimesini versek bile bir şeyleri anımsamada zorluk yaşayabiliriz. Ancak İsveçli hakem Martin Hansson ve İrlanda Cumhuriyeti Milli

The Class of 92: Birimiz Hepimiz İçin

Benjamin ve Gabe Turner’ın 2013 yapımı belgeselleri The Class of 92 (92 Sınıfı) Manchester United’a en şaaşalı dönemini yaşatan altın jenerasyonun hikâyesini anlatıyor. Bir masa etrafında altı büyük futbolcu ve birbirinden anlatılmaya değer, unutulmaz anılar…

Alex Ferguson 1986 yılında Manchester

Offside: İktidara Atılan Gol

Jafar Panahi, kendi memleket hikâyelerinde kadınların toplumdaki konumu –ya da olmayan konumu- üzerine kafa yorup mevcut sisteme sadece varoluşlarıyla bile muhalif olabilecek kadınları karşımıza sıklıkla çıkarıyor. Bu damardan en iyi filmine Dayereh (Daire, 2000) ile imza atan Panahi, Dayereh’ten

Al doilea joc: Bükreş’e Kar Düştüğünde

A fost sau n-a fost? Orada (bir devrim) oldu mu, olmadı mı?

Corneliu Porumboiu’nun ilk uzun metrajı A fost sau n-a fost?’un (Bükreş’in Doğusu, 2006) merkezinde ve aynı zamanda Rumence isminde ikamet eden soru bu. Romanya devriminin nihayet gerçekleştiğini

The Damned United: 44 Lanet Gün

“Yorkshirelı bir Adamdım ve bir Büyücü’ydüm-
Ve seni lanetledim!
Önce yetenekle, sonra yenilgiyle-
Seni lanetledim!
Yenilgi ve sonra yetenek, yetenek ve sonra yenilgi-
Sen kaybedene kadar, sen terk edene kadar-
Seni lanetledim, Brian. Kahrol, Cloughie.”
David Peace, Lanet Takım

Die Angst des Tormanns beim Elfmeter: Boşlukta Tek Başına

“Eylemleri ve nesneleri algılayışı ona başka eylemler ve nesneler değil, sezişler ve duygular anımsatıyor ve duyguları geçmiştenmişlercesine değil, şimdi oluyorlarmış gibi yeniden yaşıyor; utanç ve bulantı duygularını anımsamıyor, utanç ve bulantıyı doğuran nesneleri anımsayamadığı bu anda gerçekten utanç duyuyor ve

Those Glory Glory Days: Geçmişin Zaferi

Danny Blanchflower, radyo yayınında bile oyundaki hakimiyetini gözlerde canlandırıyor. 60’ların başında gündelik hayatını sürdüren insanlar, İngiltere ve kupanın bir adım gerisinde Tottenham Hotspur statta çember oluşturmuş. Londra’nın büyük bir futbol sahasına dönüştüğü atmosferin asıl muhattapları ise bir grup arkadaş: Julia,

Zidane, un portrait du 21e siècle: Zizou ile 90 Dakika

“Her gün nereden geldiğimi düşünüyorum ve hâlen kendi kimliğimden gurur duyuyorum: ilk önce La Castellane’den bir kabilim, sonra Marsilya’dan bir Cezayirli ve son olarak bir Fransızım.”
Zinédine Zidane

Fever Pitch: Bir Futbol Takımıyla İlgili Olasılıklardan Birine Doğru

İngiliz yazar Nick Hornby’nin romanlarının merkezine yerleştirdiği futbol ve müzik tutkusu gibi temalar, çağdaşlarından ayrı bir kulvarda devam ettirdiği kariyerine hatırı sayılır bir hayran kitlesi getirmişti. Mizahı elden bırakmayan kalemi, gündeliğin içine sızmış kalıplara darbeler vuran yaratıcı bakış açısı ve

Die elf Teufel: Futbolun Özlenen Ruhu

“Neden daha zengin bir kulübü yenemeyelim ki!
Bir çanta dolusu paranın gol attığını ömrü hayatımda görmedim”
Johan Cruyff

Asansör #2 – Federico Fellini

Asansör serimizin ikinci bölümünde konuğumuz İtalyan ve dünya sinemasının en büyük yönetmenlerinden Federico Fellini.

 …

You Were Never Really Here: Bilinç Sineması

Hafıza nasıl çalışır? Neyi, ne şekilde hatırlarız? Hafıza bir bütün müdür, yoksa parçalardan mı meydana gelir? İlk gençlik günlerimizde hoşlandığımız bir kişiye duygularımızı ilk kez ifade ettiğimiz anın dakikalar öncesinde neler yaptığımızı hatırlıyor muyuz; ya da ailemizle girdiğimiz ilk ateşli

Podcast 02×12 (Marvel Sinematik Evreni ve Etkileri)

Marvel Sinematik Evreni’nin yeni halkası Avengers: Infinity War’ın vizyonda olması vesilesiyle, bu evrenin sinema izleyicisiyle kurduğu ilişkiyi ve ana akım sinemadaki yerini konuştuk.

 …

Karanlıkta Tek Başına Güreşenler

Eğer sağlıklı düşünebilseydim Leonard, sana karanlıkta tek başıma güreştiğimi söylerdim. Sadece benim bildiğim, derin bir karanlıkta.”
(Michael Cunningham-Saatler)

2018’de karşımıza çıkan You Were Never Really Here (Hiçbir Zaman Burada Değildin) ve Madeline’s Madeline (Madeline Madeline’i Oynuyor), bize sinema ve

Film Stars Don’t Die in Liverpool: Sadece Yıldızlar Hayatta Kalır

40’lı yılların Amerikan sinemasının en parlak dönemi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Citizen Kane (Yurttaş Kane,1941) It’s a Wonderful Life (Şahane Hayat, 1946), The Best Years of Our Lives (Hayatımızın En Güzel Yılları, 1946) gibi filmlerin yanı sıra Orson Welles, Humphrey

Podcast 02×11 (37. İstanbul Film Festivali)

Yeni podcastimizde geçen hafta sona eren 37. İstanbul Film Festivali’ni sunduğu deneyimler, iz bırakan filmler ve etrafında dönen tartışmalarla birlikte değerlendirdik.…

Miloš Forman Anısına

Miloš Forman’ın sinemaya başlama şekli de filmlerinde sıklıkla yer verdiği trajikomik durumları andırır. Tiyatro okumak isterken, okula kabul edilmeyince soluğu o sırada Prag’da yeni açılmış olan Famu Sinema Akademisi’nin kapısında alır. Bir bakıma tesadüfen başvurduğu bu okula kabul edilmesiyle başlayan

« Daha Eski Gönderiler

© 2018 — APARTMAN SİNEMASI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR — YUKARI ↑